Kayıtlar

Aralık, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

- Z -"zaman mavi yün bir kazaktı sanki"*

Zaman, bazı vakitler yün bir kazak gibi sarıp sarmalıyor bizi hem de en mavisinden, yani umutlu yani hafif yani sıcacık ve koruyucu..en çok da şefkatli...zaman zaman ama her zaman değil..bazı anlar da geliyor ki soyunup atmak istiyoruz o yün kazağı, belki biraz boğuyor ya da kaşındırıyor, daralıyor, sıkıyor, kirleniyor, rengi soluyor.. zamanın da bir zamanı var demek ki..dalga boyu meselesi belki..zaman dalgalı bir şey değil mi..neyse :) işte geldik alfabenin son harfine, canım z'ye ki çok zengin çok zevkli çok zirzop.. havalı...eee  açılışlar kadar kapanışlar da önemli..a açıyorsa z kapatıyor.. az değil o arada olanlar.. ( az demişken hakan günday' a selam olsun)   sesi çıkan çıkmayan, lügatte yeri az ya da çok ille de olan yirmi dokuz harfimiz geçişini bugün itibarıyla tamamlamış oluyor..çok teşekkür her birine..onlar olmasa nasıl dönerdi dilimiz güzelim türkçemize..:) benimle bu yolculuğu yapan herkese, her birinize çok teşekkür ederim, ses veren vermeyen, geçerken uğr...

- Y -" yeni bir şarkıya başla"*

Başlıktaki dize, kitabı rast gele açtığım sayfadan bana gülümsedi..ben de ona.. zaten güne şarkıyla başlamıştım ve şarkı şuydu. :)   sanırım günün mesajı bu.. yeni yıla yeni şarkılar bulmak lazım, yeni yollar, yeni uğraşlar, bakış açıları, yeni düşünceler, yeniden denemeler falan..hadi hep beraber motivasyon patlatalım üstümüze konfeti gibi ışıl ışıl yağsın.. acı serin bir rüzgar var dışarda, başka yerlere yağan karın soğunu biz yiyoruz..tam kış kasavet ama ne gam..insanın iç meteosu asıl mesele..benimki değişken ne yaz ne kış ne bahar..karla karışık parçalı bulutlu ama sis de var..:))  yani çok iyiyim tam olması gerektiği gibi..şahane.. oyun oynama isteğinle oyuna ayırdığın sürenin eş zamanlı bitmesi dünyanın en şahane denk gelişlerinden biri..yaşama isteğinle ömrünün bittiği anın denk gelmesi de öyle olsa gerek..ya da bir ilişkiyle ilgili böyle olması..zamanlama zamanın şans öpücüğü gibi..herkese her zaman  verdiği bir hediye değil.. dün defterime uzun uzun yazdım....

- V -"vazgeçtim sonunda hep tura gelen uğur paramdan"*

Efendim ne demiş şarkı " bir fincan kahve olsam kırk yıl hatırım vardı"...bir fincan kahve eşliğinde şöyle düşünüyorum şu an; içtiğimiz onca kahvenin hatırını nasıl ödeşeceğiz..hatırım yok mu diyen en sonunda kim olacak..evet yine saçma bir çıkmaza girdim hemen çıkıyor ve sizi de çıkarıyorum.. çay içelim hatırsız bedava  :)))  Allah minnet borcundan korusun aminnnn. dün akşam izlediğim videoda duydum "sonder" kelimesini..kendi sanat çalışmalarıyla ilgili konuşurken biri, bu kavram geçti..ilginç geldi peşine düştüm..bazı kelimeler bir kedi gibi kuyruk sallıyor peşinden gitmemek mümkün değil azizim.. neyse..aşağıda en sonda alıntıladığım bilgi en özeti diyebilirim..bunu  bazı anlar bir anda fark ederiz, zaten her daim bu farkındalıkla yaşanmaz..hatta bana kalırsa insan ne kadar farkına varıyorsa yaşadığı şeyden o kadar kopuyor..çok da fark etmesek mi.. neyse işte o anlarda yaşadığımız an genişler, değişir.. uzay konumumuz bile değişir hani neredeyse, bir epifani anı g...

- Ü -"üzümlerden ayrı bir üzümdüm"*

İçimde bir sessizlik var, ekrana bakarken kendiliğinden konuşmaya başlayan o iç ses susmuş..hani akşamdan dağınık bıraktığın salon, mutfak, masa bir yer düşün ertesi güne sana liste çıkartacak denli bir yığın işin ip ucu mahiyetinde ortalıkta kalakalmış lakin sabah uyanmışsın hiç bir şey yok...dağınıklık yok, ip uçları yok, liste yok..yerlerine mi yerleşmiş diye çekmeceleri açıp bakıyorsun, dolapların kapaklarını, masanın üstünü falan...yok..yerinde de değil...hiç bir şey yok..sanki biri abra kadabra demiş sihirli değneğini şöyle bir çevirmiş geriye boşluk gibi bir yokluk kalmış..öyle bir şey.. illüzyon bunlar hep biliyorum..şimdi görünmüyorlar böyle sakin sessiz duruyor içim, iç sesim kelimeleri yutmuş gibi susuyor lakin fani bu hal..hal bu adı üstünde..halden hale geçerken bir takılma hali de olabilir..dosya indirilemiyor muhtemelen, güncelleme lazım, ekran donması vesaire..beni anlıyor musun..anlıyorsan ikimiz de iyi değiliz söyleyeyim..:)) üzüm demiş ya didem, ayrı bir üzüm tanesi ...

- U -"uyumadığım gecelerin sabahında"*

  Bu sabah gülerek uyandım, yani rüyamda o kadar çok gülüyordum ki uyandığımda aynı halin etkisindeydim..ama nasıl gülmek nasıl güzel bir ortam :)) rüya işte deyip geçemiyorum sanki tedavi etti, anne eli gibi sıvazladı acıyan yerini ruhumun da kıkır kıkır  gülmekler saldı içime :)) çok şükür. anne eli demişken, sağolsun annem geldi dün, elinde yaprak sarma dolu kapla..enerjisiyle rüzgar gibi geçti evden :) kısa ama etkili ziyaretlerin insanı annem, ondan geride kalan yüksek enerjiyle biraz işlerimi toparladım..arada sarmaları lüpleterek :) vakti dolmadan yahut gelmeden hiç bir şey bir adım öte gitmiyor, insan ne kadar ittirse de çekse de hiç kımıldamıyor yerinden bazı şeyler..çaba evet ama bunu da küpe olarak kulağa yakın tutmalı..çünkü yorgunluk...çünkü vakte teslim vaktin sahibine teslim rahatlatıyor.. manevi kuvvet, manevi gıda, manevi dünya lazım bize, içine girip dünyanın sertliğinden hoyratlığından ve manasızlığından sığınabileceğimiz.. sığınak evet bu.. uzatmayalım, kal...

- T -"tekke ve zaviyeleri kapatıldı kalbimin"*

  Türkiyem kadar yorgun, bezgin, gözü yaşlı, kırık, kederli ve hastayım..gece sayıklar  gibi hep aynı rüya mı değil mi bilmediğim bir şeyin içinde aynı cümlelerle geçtim..sinemada klişe dediklerinin hayatta karşılığı yok dedim :) ateşim çıkmış olmalı, başım ağrıyor.. labirentin içinde gibi aynı cümlelerin arasında dolaşıp kime olduğunu bilmediğim konuşmamda savımı çok kuvvetle savundum..niye bu kadar uğraştım bilmiyorum.. ne acı diye düşünüyorum şimdi, niye bu kadar uğraştım yorgunluğuyla diz çökmek..yorgunluklarına değsin istiyor insan..oysa hepsi hikaye hepsi suya yazı yazmak..ya da bu bloga başlarken düşündüğüm gibi kumlara yazmak..kumda yazı mı kalır...neyse...ne diyordu rahmet olsun sevgili kayahan abimiz " gözlerim az önce iflas etti " .....öyle işte T; tabi ki Türkiye, tat, tasa, takı, tuz, tutam, tijen, tekir, top, tilki, tramvay, tost, tekel, turşu, trabzon, teselli, tekke, tortu, transatlantik, tekila, tut, tanrı... *müsveddeler, didem madak

- Ş -"şiir ithaf edecektim yerli yersiz herkese"*

Şifayı kapmışım..aslında seri bağlantı olarak beklediğim sonuçtu bir kaç gün gecikmeli de olsa geldi, zira önce kızım sonra oğlum sıralandı..şimdilik şakır şakır akmaya başlayan burun ve sızlayan boğaz ile giriş yaptı..çabucak gitmesini temenni ediyorum..dikkat edin desemde anlamsız geliyor çünkü olacakla öleceğe çare yok..geliyor işte başa gelecek olan ve çekiliyor el mecbur..şikayet etmiyorum bunun kafası da bir ilginç onu gözlemliyorum..mesela anlamsızlaşıyor herşey..tadı kaçıyor falan..boş boş bakıyorum hevesle baktığım her bir şeye..uzaklaşma isteği artıyor yine her şeyden..bir nevi dünya perhizi istiyor ruh..artık ne kadar bulandıysa .. beden de bırak yatayım diyor açıkca..eee kardeşim biri yatar biri kaçar ben ne yapacağım.. :))  gidip kendime sabah sabah ıhlamur ikram edeyim ardından uyutayım ardından besleyeyim ah ben kendime de annelik edeyim nazımı da kendim çekeyim..dünya hızla dönsün ben yavaşça uzletine çekileyim..şiir ithaf edeyim ruhuma da, masal anlatayım.. dünya i...

- S -"susamlı ve yoksul şiirler yazacağım"*

Son hafta..  sevgi..aslında en büyük derdimiz sevgi zannediyoruz ama değil, anlaşılmak..ha sevdiğini daha iyi anlarsın falan diyeceksin yok değil alakası bile yok..seni en iyi anladığını düşündüğün insanları düşün..aranızda değil sevgi herhangi bir tanışıklık bile yokken bazen, bir anlık ortak mekan paylaşımından yahut bir cümlenin başından sen sonundan onun tutmasından öyle denk gelişler olur ki bütün kalbin tam olarak anlaşılmışlığın mutmainliğiyle mayışır.. ve bu sevgiden bile daha iyi gelir..tabi ki sevmek sevilmek emek birliktelik çok önemli ve gerekli lakin yeterli mi tartışılır..anlamak/ anlaşılmak ise emekle alakalı mı emin değilim..belki dikkat ve özen ama işte o da değil..nedir bilemedim çünkü hiç tanımadığım hiç emek vermediğim insanlarla bunu paylaşmışlığım var..belki benzer hikayelerden geçmek ama en temelinde hepimizin hikayesi benzer...tüm çeşitliliğine rağmen hemde.. yol çekiyor canım, uzun ve yalnız bir yol, yolculuk..rahat olduğumu hissettiğim bir hal yolculuk hal...

- R - "rüzgâr çanısın, rüzgârın diline dolanırsın "*

" Bugün Pazar, bir şiirin bitirilebileceği en münasip gün. Bir yandan sardalye konservemi yerken, bir yandan da Zeyna ve Miss Marple' a söylemem gerekenleri kafamda toparlamaya çalışıyorum. İçimde her Pazar olduğu gibi kötü bir şey olacağına dair kuvvetli bir his.  Ama yabancı değil ve hatta müptelasıyım. " kadehinde zehir olsa ben içerim bana getir. "      " Birleşebilir mi aşk ihtirasla. O güzel başını göğsüme yasla." Kötü şarkılara alıştım. Sebebini bilmiyorum." sevgili didem' in pulbiber mahallesi adlı şiir kitabının sonlarında Kendim Ettim Kendim Buldum başlığı ile yayınlanmış düz yazı ile şiir arası gelip giden bir metinden ilk paragraf yukardaki alıntı..bugünün fotoğrafına uygun buldum..paylaşmak istedim..özellikle pazar kırgınlarına ithaf ederim.. R; resim, radyo, rüzgar, radar, radyasyon, röntgen, rıza, refik, rahat, rest, red, remil, rast gelsin... *şimdiden bir hatırasın, didem madak

- P -"plastik çiçeklerle ziyaretime geldi hayat "*

  Dün akşam yine arkadaşımla buluşup, beyoğluna ders için gittik..vakit daha vardı ve onun canı profiterol çekiyordu..inci ye gittik..her zaman hareketli mekan ve değişmeyen lezzet..sokak ışıl ışıl süslü..kursta artık daha kalabalığız, yeni insanlar dahil oldu..suyun debisi nasıl değişecek göreceğiz.. dönüş kül kedisi olma saatine az kala :) neyse ki sokakta kül kedisi olmadım evde oldum..bir kedi gibi kıvrıldım uyudum..çünkü bugün de başka bir program var..durup durup her şeyin peş peşe harekete geçmesi yasası..güzel bu memnunum.. yeni ay bugünmüş..yarın bir recep yani üç aylar geldi..sanki daha yeni ramazan yazıları yazıyordum.. ah yanılgısı insanın bitmeyen zaman sancısı..tüm bu olanlar için çok şükür, çok şükür.. P; papatya, patates, pamuk, pul, para, paris, pus, pazen, pelin, parti, parmak, prinç, patlıcan ( patlıcanlı pilav mı gelir insanın aklına bunu yazarken tövbe yaa :))) *çalıkuşu'nun z raporu, didem madak

- Ö - "öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım"*

Hayat ne kadar sıcak bir kelimeyse ölüm de buz gibi soğuk..sineztezi durumum yoksa da çağrışımsal belki kelimelerin bir hissi rengi hatta kokusu olduğunu düşünüyorum..gül deyince o koku da geliveriyor burnuma ya da pamuk ile beyaz yumuşaklık hissi..ölüm karanlık soğuk ve ağır bir kelime...ne zaman karşılaşsak tosladığımız bir duvar sanki..kimi zaman kapısını aradığım bir duvar..ötesinde sevdiğin insanlar olunca dibine çöküp kaldığın.. özünde ölüm olan hayatlarımızla ne yapacağımızı şaşırıyoruz bazen galiba, unutmaktan başka çare kalmıyor..ve unutuyoruz..çünkü oyun devam ediyor..hayat oyunu..ve bugün ne olacak..var mı böyle bir heyecan..olmalı sanki..çünkü hayat süprizli bir oyun..tamam bazı süprizleri pek hoş değil ama yine de merak uyandırıyor..biraz daha oynama vaktimiz varken en azından tadını çıkarmalı..güzel oynamalı.. bilemiyorum.. Ö; öz, öyle, önsöz, özen, ömür, ömer, örgü, önlük, özlem, önsezi, öteki, öbek, özür dilerim... *siz aşktan n'anlarsınız bayım? , didem madak

- O -"orda, uzakta, kalbimin en doğusunda "*

Güzel bir akşam oldu..sinemaya gidelim mi dedi arkadaşım ve hemen ona önerilen film için iki bilet aldı, organizasyon bizden sorulur :)  hava tüm şartları zorlayarak yazın sonbaharla dans ettiği ılık-serin akşamları taklit ediyordu ve bu insanın içine güzel şeyler üflüyordu..hani şeytan neler demiyor ki oturup iki sohbet etsen ooo kalk gidelimle başlayan ne maceralar..ama şimdilik olmaz şeyto sen biraz daha ikna çalış gel..o da bana ikna edilmişlerle yola çıkılmaz deyip sırtını döndü ama bilirim çok kısa sürer küskünlüğü öyle uzak duramaz benden, gelir yine dolaşır etrafımda...hoş bazen ben ona öyle şeyler anlatıyorum ki tövbe deyip yerinde duramıyor :))) ah şeyto sen de illallah ettin mi bizden...neyse ya bak lafa nasıl sızdı seherin bu vaktinde...eüzü... hava güzel, kadıköy canlı, ışıltılı ve hareketli, film iyi ki izledim dedirten izlemesi keyifli içeriği düşündüren yani tam benlik bir film (fatih akın / amrum 2025 ) sonrası tatlılı çaylı muhabbet..daha ne olsun..olsun tabi nele...

- N -" neşeli bir şehre benzerdi senin sesin "*

Nefes.. şimdi derin nefes al, yavaşça çek doldur ciğerlerini havayla sonra dur bir kaç saniye ve yavaşça geri ver..nefes..hayat...işte o kadar..hepsi bu.. almak bir şükür vermek bir şükür vesilesi..çok şükür.. nefes, nefis bir şey, burnun tıkanınca hatırlıyorsun bunu..nefesini dinlemek birinin iyi mi diye hayatta mı diye nasıl biliyor musun..yanında ölen oldu mu..son nefes alınmıyor değil verilemiyor.. nefes almakta zorlandığımız günler..birbirimize nefes olmaya çabalıyoruz..hayır hayır kendimize nefes alacak yer/alan/kişi arıyoruz..dünya nefesimizi kesiyor , nefis bir dünya yaratmış mevla, olanlarsa nefessiz bırakıyor.. dürtelim bir birimizi nefes al.. hatırlıyorum bir keresinde paniklediğim için nefes alamadığım o anları, ciğerlerim sanki çalışmıyor durmuş taş olmuş sanki dünyada hava bitmiş..suyun içinde susuzluk gibi, suyun içinde ateşte kalmak gibi, havasızlıktan ciğer yanıyor..panikletmeye çalışan bunca şeye rağmen hatırla sakince nefes al.. N; nefes, neşe, neden, nasıl, niye, ni...

- M -"mevsim kesin yazdı, karpuzdan feneriyle"*

  Gel de şu dizeden sonra aklına yaz mevsimi ve karpuz düşmesin :) gelir gelir şurda ne kaldı, bir kaç ay.. yıllardır kullanmadığım ve en son kullanmak istediğimde çalışmadığını gördüğüm saatime dün baktım çalışıyordu..eşyaların gizemli dünyası mı acep yoksa başka güçler mi bilemedim.. eskiden çok severdim saat kullanmayı ve zaten gerekliydi..takı olarak da güzel ama diyorum ya o zamanlar daha gerekliydi..sonra saatlerin telefonlardan takip edildiği zamana geldik..bir de zaman kavramım çok daha farklı işliyor.. neyse..saatin çalıştığını görünce ah dedim kullanayım biraz ve taktım bileğime..aman ya çok sürmedi sıkıldım çıkardım..alışmışım bileğimin boşluğuna..insan boşluğa da alışıyor öyle kalsın istiyor demek ki..eskiden yani kavak yelleri vakti çeşit çeşit yüzük kullanmayı severdim...evlilik aşkı değil sadece elleri de öldürüyor :)) şimdi alyans bile takmıyorum, hepsi fazla geliyor.. kızım gördü saati, ben bunu takarım dedi aldı..oysa kendi kullandığı daha ona göre genç ve modern ...

- L -"lekelerin ülkesine gelin gidecektim"*

Karanlık, bildiğin karanlık ve güneşin doğmasına bildiğimiz sabahın başlamasına en az bir buçuk saat var şu an..oysa herkes gün başladı diye yola çıktı işine veya okuluna doğru..bu zorlamaya her sabah ayrı bir sitemim oluyor çünkü anlamsızlığı ve gereksizliği bende mağlup..dün murathan mungan ile yapılan sohbette geçmişti, insanın hevesini kıran bir ülke burası, gittikçe de öyle hatta bence kırılan sadece heves değil artık daha büyük damarlar zarar görüyor..sabah sabah deme gece gece nerden çıktı bu konular dersen aslında hep burada ama konuşulmayınca yok olacağı sanılan büyük sorunlar gibi lök gibi duruyor işte odanın ortasında...etrafından dolanıp duruyoruz..ayağımız takılıyor ve düşüyoruz aslında lakin düşmeye de alıştık mı nedir.. bir şeylerin heyecanını taşımak, hayallerini kurmak çok güzel bence..tamam yeni yıl takvimsel bir şey ama insanı eğer hayata ve güzelliğe daha doğrusu umuda inandırıyorsa yeni yıl heyecanı da güzeldi.. kayboldu mu sence de.. ben etrafta göremiyorum..kendi...

- K -" keşke biraz illegal olsan ayla abla. "*

Kalbim... dokuz ayın çarşambası nasıl da kolay bir araya geldiklerini kanıtlıyorken bana, gidip kendimi bir hafta bir odaya kapatasım var..kimse gelmesin , çıt çıkmasın mümkünse..sonra ben bomba gibi çıkarım ortaya :)) sadece biraz zaman biraz uyku birazz daha uyku birazzz daha.. amma ve lakin hayat seni beklemez değil mi komşum, martılar ve vapurlar da..kahvaltı...bak tam günü kahvaltının..ille de pazarın döşenmişliğine uygun..kahvaltının mutlulukla alakası vardı galiba..neyin yok ki mutlulukla göbek bağı..doğamamışlar ona bağlı yaşıyorlar.. şimdi mesela kahvaltı sonrası boşalan masaya kurulmuş bunları yazıyorum az sonra kalkıp türlü çeşit yemek yapacağım zira çok kıymetli çok ağır pek mühim misafirlerim var..çünkü kutlama.. legal hayatların illegal düşlerinden macera dolu bir yaşam çıkmıyor komşu..kendine dönüp kıvrılıp uzanıp içine doğru bulduğun karanlık parçalarını döşesen salondaki masanın yüzüne puzzle tamamlanmıyor..derinlerde daha derinlerde kalan hep bir eksik/kayıp parça var...

- J -" 25 kere estağfurullah..."*

  J harfi ile başlayan bir dizesi yoktu sevgili Didem'in..baktım satır aralarına kadar bulamadım.. zaten J nin durumu da biraz ilginç..Ğ kadar kederli değil, ilginç..başına geçtiği kelimeler var hatta duyar duymaz aklıma japonya ve jale geliyor..hatta lan jale :) ( ekmek teknesi unutulmaz repliklerinden) yine de ilginç bir harf değişik bir aurası var..  seçtiğim dize ise kendime kendimden... J; jülide, jet, jartiyer, jüpon, jaluzi, janti, jilet, jakana, jenga, jamaika... *çatlakların arasında, didem madak

- İ -"içimde dünyanın en eski kedisi"*

  Hayat uzun bir yol ve yolculuk hali, yürürken bir bakmışsın etrafın kalabalık bir de bakmışsın yalnız, ıssız tek başına kalmışsın..bu bazen dışardan görülebilen bazen içinden sadece senin bildiğin bir haldir ki bunu uzun anlatmaya gerek yok, her birimiz bir şekilde yaşadık..kısa konuşabiliyorsan ve bu anlaşılıyorsa aynı nehirden su içmiş aynı yarayı iyileştirmiş insanların bakışı vardır karşılıklı, bakarsın birbirinin gözünden anlarsın..ama bazen de uzun uzun anlatmak istersin herkesin bildiği bir şeyi, sadece anlatmak istediğin için lafı uzatır da uzatırsın..belli ki başka bir ihtiyaç gizli bu lafı en uzak yollardan gezdirip getirmelerde.. dün biri paylaşmış uzmanı anlatıyor kendi kendine yüksek sesle konuşmanın ömrü uzattığına dair bir şeyler..oh dedim tamam yırttım uzadı gitti ömrüm :)) en sık yaptığım şeylerden biri bu zaten.. sonra sahile yürüyüşe çıktım ve kendimle yüksek sesle ( canım yüksek dediysek bağır çağır değil kulağım duyacak kadar :) konuşa konuşa yürüdüm bir müdd...

- I -"ıslak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım"*

Bu sene en çok yazdığım sene olabilir..hem blog olarak hem özel defterime yazdıklarım, karalamalarım falan..blogda bu yazma motivasyonu en çok birlikte yazma etkinliğimizden kaynaklandı..önce blogda şöyle bir dolaştım neler olmuş neler yazmışım diye ooo ne çok şey paylaşmışım  :)) bir arkadaşım demişti instagram daha dışa dönük kamusal alan, blog ise evindeki halin gibi diye..çok doğru..burada evimde gibi yalın ve daha rahat olduğum kesin..zaten buraya gelen de evime gelmiş gibi biraz..daha candan daha samimi ve bundan sebep daha tanıdık..bunca bir aradalık bunca paylaşıma ortak olmak bu kadar içten bir alanı birlikte paylaşmak yabancılıktan eser bırakır mı..yakınlığın tanımı başka olmaz mı artık..yakınız  bence çok yakın..yakınlarımdan daha çok şey biliyorsunuz ya hu :)) dün, blogdan sonra defterimdeki yazıları dolayısıyla yılın gündemlerini de şöyle bir okudum..yaa ben mi çabuk unutuyorum yoksa zaten masa dolup dolup boşalıyor ondan mı yine aa ne çok şey olmuş bu bir sene bo...

- H - "hareket çekerken çekilmiş fotoğrafımla"*

Hayat işte, kendine yakışan kıvraklıkta dansını sürdürüyor gece gündüz durmaksızın.. koca bir dilimi bitti pastanın, on gün nedir yahu, böyle göz değil açılmak kapanmadı bile ama üçgen bir dilimi göremiyoruz önümüzde..gerçi gördüklerimiz de faraza lakin inanıyor insan hepsinin kendi önünde olduğuna..zaten insan hep sanıyor, zannediyor, inanıyor, kanıyor işi gücü bu yokluğa bakıp varlık kuruyor sanki kendi...neyse.. ama mesele yıllar değil bir yerde..zaman akıp geçiyor yahut biz zaman nehrinde akıp geçiyoruz nihayetinde..mesele koskoca yıl boyunca öğrenemediğin bir şeyi bakıyorsun yılın son günlerinden bir gün içinde kafana dank ederek öğreniyor yahut anlıyorsun..garip...sen o kadar ak geç düş kalk bir anda hikaye a-ha noktasını bulsun..çok ilginç değil mi bu..gerçi bütün bir ömrü yaşıyorsun da perde inişine son dakikalar kaldığında dank etmeler var bir de, yazık olmuş oluyor muhtemelen..idrakin geç kalmışı geç gelen adalet gibi..artık anlamsız..bir işe yaramayacak..sığınırız sığınılaca...

- Ğ - ..sana mektup..

Sevgili Ğ, kendine has bir adın bile yok..varlığını ancak kelime içinde diğer harflerin arasında gösterebilirsin. sana kimse ilk harf olma hakkını veremez , vermek istese bile veremez..sanki sen görünmez olmak için var olmuşsun yada şöyle diyelim yok gibi varsın.. bir ses olarak vazgeçilmez olmana rağmen hayatta ve alfabede diğer harfler arasında karşılığını tam olarak bulamamışsın..diğer dillerde durumun nedir bilemiyorum dil uzmanı biri belki başka ülkelerde daha parlak bir hayat hikayen olduğunu bize haber verebilir..lakin benim coğrafyamda benim insanlarımın konuştuğu dilde biraz bizim gibisin..bizim gibi derken biz kim diyeceksin biliyorum ama nasıl tarif etsem zaten konu sensin..konunun sen olmasına alışık değilsin mesela buradan anla..sahne ışıkları sana döndüğünde sen bunu sorgu odası ışığı gibi hissediyorsun..kalbin değişik atıyor, ritimsiz..sakin ol en az senin kadar yumuşak bir kalple seni bağrıma basıyorum.. seni bir yere oturtamam ama ayakta kalmana da kıyamam :) hep sen g...

- G -"grapon kağıtları, konfetiler..."

  Kulaklarınla daha iyi görürsün dedi biri..bunu bilmeyecek ne var dedim bütün kadınlar bilir..anlamadı.. bunu aslında hepimiz çok iyi bilirdik..sesi dinlemeyi duymayı..kelimelerden bahsetmiyorum..salt ses..şimdi görüntü enkazının altında kelime yığınları arasında bir şşşşşttt duyamıyorum.. tanrım ses ver diyorsun, tanrı bağırsın mı..kalbin tam kulağının dibinde ama duymuyorsun anlasana..bişnev vaktinin yağmurlarından mı bu çişelemeler..zaman aralık mekan konya..bir selamın hatrı vardır bir de karşılığı...bilemiyorum...oysa bir filmden fısıldadı bana illa belli masalardan gelmiyor..masalardan değil masallardan emdik sütü, bizi büyüten yaşlı bir kadının yorgun rüzgarlı sesi eşliğinde..uyuduk ki rüyası dünyasından güzel.. simli kartların arasına dizilmiş dilekleri güvercin kanatlarına takıp göklere salanların yanından geldim..yolda simler döküldü dilekler kayboldu güvercinler vuruldu..gökler yerinde şükür, işte bu yüzden insan umudunu bitiremiyor ne zaman yüzünü kaldırsa o büyük sess...

- F - "fal kapatıp bakacak biri"

Gönle ilk gelen rahmanidir demiş bir aziz.. yazı-tura ile geldi günün ilk mevzusu, sonra fal dizesi geldi karşıma sonra da yukardaki cümle..hadi bakalım bugün de buradan açtı perdeyi.. o tam kararsız kaldığın anlar da sen ne yaparsın..var mı hala yazı-tura hayatında..gönlüne fısıldananı duyabiliyor musun yoksa sağır mısın...işaret mi beklersin ya da fal bakanın ağzından bir cümle..fal kapatmakla hiç işi olmamış hiç fallara kulak kabartmamış birileri var mıdır.. bilemezsin, bazen de bilemezsin..hatta bazen çok iyi bilsen ve gereğini yapsan dahi olmaz..hayat süpriz.. kahvaltı sonrası bir kahve falı baktırayım bari yapay zekaya :) F; fal, fotoğraf, fırın, fıstık, francalı, fare, fırtına, fistan, fas, flamenko, fısıltı.. *karşılıksız hayat, didem madak

- E - "evden kaçışımın pembe spor ayakkabıları vardı."*

  Hafta sonu biraz geç kalışım olur o kadar değil mi :)  daim nizami davranmaya karşıyım..zaten ancak uyandım ve uyanmaya devam ediyorum..mecburiyetlerin getirdiği başarılardan hafta içinde sabahın ilk saatlerinde yazabiliyor olmak..zira 5.30 kalkış saati..kızçeye kahvaltı, sonra okula, oğul işe yol ediliyor..dolayısıyla erken kalkan erken yazıyor..oysa bugün herkes uyuma derdinde ki saat 9 u geçtiği halde uyuyorlar..hem de ne güzel uyuyorlar..derin derin mışıl mışıl.. neyse efenim, öyle böyle bitti işte ilk hafta..inatla soğumayan hava bu sabah da maviş beyaz gri gülümsüyor pencereden..bari yağmur yağsa yani inşallah yağsa hadi kar falan geçtim artık..enteresan şeyler bu hava mevzuları zira bünyemizi de etkiliyor..yokuş aşağı hal var gibi gibi..genel olarak yani. bilen varsa yazabilir mi grup terapisi bizim ülkemizde uygulanan bir şey mi..hani filimlerde görüyoruz falan ya..sanki yok gibi geliyor bana..dün akşam biz grup terapisi gibi bişi yaşadık bence..bir fotoğraf üzerinde...

- D - "dünyanın bütün sabahlarına bir bilet al."*

  Bu akşam en sevdiğimiz ve kendimize yakın bulduğumuz fotoğrafı konuşacağız, en son buluşmada bunu istedi bizden hocamız.. özellikle de kendimize neden yakın bulduğumuzu neden sevdiğimizi konuşmak ilginç olacak..tabi ki önce düşündüm ama ilk andan yavaş yavaş suyun yüzeyine çıkar gibi bir fotoğraf belirdi zaten..neden diye düşündükçe de pek çok yere ulaştım zihnimde ki bu ulaştıklarım üst katmanlar..henüz altına bakmıyorum.. bir çekmecem var bütün albümler, çocuklara ait saklamak istediğim yazı, belge şu bu, bana emanet edilmiş mektuplar veya yazılar, notlar falan bulunan..çok uzun zamandır elimin gitmediği düzenlemek veya karıştırmak için..ona daldım bu fotoğraf için..buldum da :) sadece onu bulmadım...pek çok anıyı bütün tazeliğiyle saklanırken buldum..kendimin farklı zamanlarını onlara ait duygu ve düşüncelerimi buldum..bir temiz yüzleştim yani :)) vesileyle çekmece de düzenlendi..bir iki günümü aldı bu eylem olarak ama zihnimde devam ediyor yankısı.. dolunay vardı ya dün gece ...

- Ç - "çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca"*

Üzerine konuşmalık buraya bırakıyorum diyerek sevgili kuzen şu sözü mesaj atmış; hiçbir şeyi hissetmeye vaktin kalmasın diye meşgul olmak istiyorsun.. ben de buraya bırakıyorum.. dizeyi başlığa yazarken ve sen ne öğrendin diye kendime sorarken dedim ki kaçamadığımı biliyorum en azından.. eğ başını yürü mü diyordu zeki demirkubuz filminde.  eğ başını yürü..neyse.. dün dinlediğim bir podcastte "çalmak" konusu geçince bir kaç şey birden aklıma geldi..birincisi seneler evvel yüzyıl önce falandı galiba :) çalıştığım bölümde gece nöbetlerinde müzmin para çalınma olayları baş gösterdi..hemen herkesin başına geliyor çanta ya da cüzdanlardan paralar tırtıklanıyordu..(hepsi alınmıyor) takipler, istişareler şu bu iki kişi üzerinde odaklanmak söz konusu oldu..biri serseri hayat tarzı ve geçim derdinde genç bir kadın diğeri kendi halinde ve aklı başında olgun maddi ihtiyacı olmadığı bilinen orta yaşlarda bir kadın..olay sessizce sıkı takiplerle ve dedektifvari ipucu sürmeyle çözüldü..çalm...

- C - "canı acır, ama tango yapar yine de"*

"Bir yaz gecesi rüyası" isimli eseri vardır biliyorsun shakespeare'in..tiyatroda izlemek nasip olmadı nedense lakin kitap olarak okudum yenilerde.. kısacık metinde ne dolu alt metin varmış..uyuyanın gözüne damlatılan menekşe suyu nedeniyle uyanınca ilk gördüğüne çılgınca vurulması, gözü başka hiç bir şey görmez olması mesela, bu bölümü konuştuk biraz arkadaşımla..nedir o menekşe suyu ki bir anda başka görürüz karşılaştığımız insanı..sevdiğimizi sevmez oluruz..duyguların bu değişkenliği, manipülasyona açık oluşu..hayal ve rüya alemi.. aşıklar, deliler ve şairler diyor bir yerde yazar hep böyle çılgınca şeyler anlatır..iyi ki de anlatır yoksa katır kutur kupkuru bir gerçeklik dediğimiz şey içinde yaşamak zorunda kalacaktık..zaten nedir gerçeklik niye bu kadar değişir...nedir o menekşe suyu sence.. dün nedense iletişim merkezi gibi çalıştı telefonum..bazı günler de öyle oluyor üst üste geliyor, konuşmaktan yoruluyor insan :)) bir de üstüne iki akşamdır vatsap kızlar gurubund...

- B - "bu rutubetli mektup selamlarla doludur"*

Sabahın seherinden selam yine..gün henüz doğmadı..gecenin rahminde..az sonra ıngasıyla doğacak bir bebek tazeliğinde..her doğan kaderiyle..bebek olduğu için güzeldir ilk saatleri günün..ölmeye yatmış bir kalp bile umut tazeler..belki bugün ölmem..belki bugün hayat başka bir nefes üfler..hangi bebeğin yüzüne bakıp gülümsemez ki insan..oysa o belki elinde hançerle geldi..öğlene belli edecek rengini, gidişini..herkese farklı bir gün doğuyor galiba..bir tek tarihe uyansak da, aynı zaman boşluğunda dolaşıyor olsak da benimki bana seninki sana başka şeyler fısıldayacak..bakalım ne diyecek.. B; baba, bulut, ben, belki, bursa, beyaz, bir, bakalım, biri, bişey, burda, bırak, boşluk, beste, bismillah, bebek, bazan, beş.. bir mektuba selam yanında en çok ne konur biliyorsun değil mi? çok sevgi.. *cevşenü'l-kebir, didem madak

- A - "Ah.. dedim sonra" *

Geçen sene ilkini yapmıştım, bu sene bir yenisini neden yapmayayım diye düşündüm ve geçen hafta buna karar verdim..yani aralık ayı boyunca yeni ay ve yıl başlayana kadar her gün yazmak, bir nevi geri sayım yapmak..kısa /uzun, bakalım sabah sabah yazdıkça neler dökülecek dilden, kalpten, hafızadan, hatıradan, kısacası sandığa kaldırmadan önce bu sene içinde yaşadıklarımı şöyle bir silkeleyip katlarken.. işin güzel yanı sevgili Neslihan'ın yeni yazı birlikteliği çağrısına da denk düşmüş olması..yani bu ay içinde blogdaşlarım da bir yerlerde yazıyor, okuyor geçip giden yılın son sayfalarına bir derkenar düşüyor olacak.. alfabe başlık olsun dedim, gece yatmadan önce yine sevgili şairim Didem Madak ile göz göze geldik..dizelerinin arasında dolaşırken onun da bu yolculuğuma eşlik etmesine karar verdim..sabah kalkıp buraya yazmak için oturunca da ilk harfimizle sesini duyurdu..yani çift ses duyacaksınız bu ay boyunca :) dün gece istanbulum çok sevdiğim bol şimşekli gök gürültülü yağmurla...