Kayıtlar

bir pazar akşamı daha..

yorgunum, üzgünüm ve karışık haller içindeyim ama idare ediyorum..çünkü yaşamak bunu gerektiriyor..bugün trafikte yol alırken tam önümüzde gördüğüm, gelin arabasıyla yan yana giden cenaze arabası gibi..iki araba da yolcusunu yüklenmiş bilinmeyen bir geleceğe doğru akarken öylece baktım bir süre.. düğün ve cenaze..işte öyle.. bu akşam blogları okurken şu yazıya denk geldim hoşuma gitti..güzel yazıları var Ömer Şenel' in. ve  sevgili Neslihan'ın davetini okudum..inşallah icabet edeceğim " derin izler" serisine..ismi bile cezbetti şimdiden..

pencere..

  geçen akşam trt2 de small things like these(2024) izledim..filmdeki bir sahne aklımda takılı kaldı.. gece yatağından kalkan sessiz ve derin baş karakterimiz, sıcak bir fincan içeceğini alıp pencerenin tam karşısındaki koltuğa, karanlıkta daha doğrusu dışardan içeri süzülen loş ışığın kuytusunda, oturur. ve sadece dışarıya bakar. bunu seviyorum.. pencereden bakmak, vaktine, kişisine, şekline hatta penceresine göre bir çok şey söylenebilir bir konu..yazarım belki.. gideyim sıcak sütlü kahvemle pencereden bakayım, nede olsa gecenin 01.38'i  yani tam vakti :)

uyumlu günler..

yine bir yz taraması sürecindeyim sanırım, bu ziyaret sayısı hiç günlük hayatın olağan akışına uygun değil zira..en azından benim blog akışımın..ya ne buluyor da neyi kazıyor anlamış değilim ve bu anlamama hali beni geriyor..saçma bişiler mi yapsam savmak için burada diye hin düşünceler geçiyor aklımdan  yahut kapat dükkanı git di mi..bak bu da olabilir.. tam burada aklıma bir mesel geldi..alim ve dahi arif zatlardan bir hazret sohbetine iştiyak günden güne artınca ve bu kalabalığın halinden huylanınca arada bir silkeleme operasyonu yaparmış..mesela tadından yenmez bir sohbetin bir yerinde öyle ipe sapa gelmez saçmalar öyle şirke yakın şathiyeler söylermiş ki ne oluyoruz yaw diyen ufaktan topuk havasına girermiş..geriye kala kala has be has can be can yoldaş, haldaş, arkadaş yahut muhibban kalırmış. arada yapmak lazım..ortalığı biraz bulandırmak geriye kalan duru suya iyice bir bakmak lazım..kala kala ne kalmış diye :) neyse efenim, en son kıbrıs gezisi nedeniyle sayıklamış gitmişt...

00.13

benim şarkımmış.. evet benim şarkım.. bir avuç kum

iç ses..

Buzdolabına yemek..ütüler tamam..bavul..kontroller..içimdeki sıkıntı neden..bir iki halledilmesi gereken iş..merak..kenara bırakılması gereken düşünceler..hayat hep gaile mi..değil işte..bavul..bilet işlemleri..az gün ama olsun yeter..yetmiyor azcık olan bazı şeyler..insan tek başına çekmek zorunda kendi hayatını kimseye pay edemiyor..kitabı da koydun mu..çocuklara tembihler..bir iki telefon..aman emanet..kime bırakmalı içimin telaşını..o karanlık niye..biraz müzikle soslayalım..bavul orada..yol yakın..yarın..kıbrıs..döneneceğim bekleyecek misin.. kim bilir..

anladım..

yıllar önce.. çok yakın bir kız arkadaşım vardı..duygusal, kırılgan, ince düşünceli, iyi niyetli, hassas, güzel kalpli..çok severdim..hatta çok ama çok severdim..bir birimizi iyi anladığımızı düşünür çok şeyi rahatlıkla paylaşırdık..( hala sevgiyle anıyorum ) iş, evlilik, yaşanan ülke gibi sebeplerle yollar zaman içinde yavaş yavaş ayrıldı..yurt dışına ilk gittiği sıralar mailleşiyorduk ve dertleşmelerimizi yazıyla sürdüyorduk..(akıllı telefondan çook önce bir zaman) bir mailinde bana x zamanda olan ve benim farkına bile varmadığım ve hatta farkına varma olasılığımın da çok düşük olduğu bir konuda bana nasıl kırıldığını söylemek istediğini uzun uzun yazdı..o kadar zaman içinde saklı kalmış olmasına ve birlikte yine yüz yüze üstelik sıcağıyla paylaşmak imkanı varken bunu yapmayıp yıllar sonra bunu bahse değer görmesine acayip kırıldım..hayır aldatılmış ve yalnız hissettim..ve o noktadan sonra ip koptu..beklediğim şuydu aslında, ya vaktinde bunu benle yüzleşerek yapsaydın yada öğütüp çok...

orası neresi..

Burada yani İstanbul'da doğdum, büyüdüm, yaşadım.. çeşitli gezi, tatil vb. sebeplerle pek çok yere gitmiş olsam da başka bir şehirde yaşama bilgim, görgüm, kültürüm, deneyimim yok..bir önceki yazıda sevgili Leylak Dalı yorum bırakmıştı, ona cevap yazarken bir an düşündüm bu konuyu..mesela kışı daha farklı deneyimlemedim, ne Erzurum, Sivas gibi kar ve soğuğun üst derecelerini biliyorum ne de Antalya, Mersin gibi daha ılıman geçen ve kış denemeyecek derecelerini..Zira İç Anadolunun ne yazını ne kışını ne bozkırını bilmiyorum, canım Karadenizin burada yağmur dediğimize rahmet okutacak bitmeyen yağışlarını, ani değişen gök hallerini, sisini, bulutunu.. bunlardan az çok haberdar olmak, bir kaç gün orada bulunmak değil mesele...yaşamak bilgisi.. ülkemi, şehrimden ibaret sanan ahmaklardan olmamaya gayret etsem de gerçekten cahilim.. diğer yandan "burası İstanbul" diye bir cümle vardır, en azından bir kez karşılaşmış olma ihtimaliniz yüksek çünkü yolu bu şehre bir şekilde düşen i...