Kayıtlar

tutulmak..

diyince aklıma şu sıra "iki tutulma arasından geçiyoruz" cümlesindeki anlamıyla astronomi ve astroloji anlamı gelse de durup kendisiyle şöyle bir göz göze bakıştığımda çağrışımlarının peşine düşesim geldi bu sıcak ağustos öğleninde..hatta sıcağın etkisini azaltmak ve az da olsa psikolojik manipülasyon olur diye arka planda yağmur sesi var..neden çünkü yağmur sesini, yağmur yağarken düşünmeyi, yazmayı, konuşmayı, öylece durup camdan bakmayı, çıkıp biraz ıslanarak koştur yürümeyi, elimde şemsiye sakince yürümeyi, bir saçak altında durup caddeyi, insanları o anı izlemeyi, kafede tam cam önündeki masada kahve içmeyi, camı açıp elimi uzatıp ıslanışını izlemeyi, mümkünse getirdiği topraklı kokuyu içime çekmeyi ve daha bağlantılı pek çok şeyi severim..yağmuru özlemişim sanırım :) bu böyle akar gider biz yağmuru bırakıp "tutulma" ya gelelim..ama önce bir kahve alayım kendime :) hadi sen de al.. evet ne diyorduk, hah tutulmak..evet şu sıra güneşinden ayına kadar astrolojik b...

kahramanımız..

ile bu akşam yemek hazırlıkları esnasında karşılaştık..ben mutfakta mutat hazırlıklarla uğraşırken nerden hangi ilham sonucu tam kestiremedim ama bir anda geldi mutfak masasına oturdu..oysa henüz sofra tam hazır değil, çatal kaşık tabak konmuş o kadar, bir yandan yemekler ısınıyor ocakta bir yandan malum yaz salatası olan, domates, beyaz soğan, yeşil biber, salatalık zeytinyağına kendini salıyor bol tuz eşliğinde :) adı bay C. olsun..sevgili Yusuf Atılgan'ın kahramanın adını ç-alalım zira çok severim...yani hem bu adı vermiş olmasını hem Aylak Adam romanını.. bizim bay C. de yorgun olduğunu ama güzel bir yorgunluktan sonra dinlenmenin keyfini çıkardığını söyledi önce..iyi peki dinlenin biraz hem konuşuruz ben de hazırlık yaparken ne dersiniz dedim kabul etti..aslında içimden bir yorgunluk kahvesi ikram etmek geçtiyse de o sırada buna elim müsait değildi..soğuk bir bardak suyu önüne bıraktım sormadan, ki evime gelen herkese ilk yaptığım şey bir bardak suyu hemen sormadan ikram etmek...

ağustos12 den 13 e geçerken..

yani gece yarısına az bir süre kala oturdum bilgisayarın başına.. aslında önce terasa sandalye ve masa atıp yanıma çayımı suyumu falan da alıp nehir gibi akan bulutları izledikten sonra boş kalan  laci-siyah semanın altında oturdum bir müddet..evin içi aşırı sıcak geliyor teras ise rüzgar alıyor ve oturmak gittikçe kaskatı kesilmeye sebep olabilir gibi duruyor..lakin yanmaktansa üşümekten yana oyumu kullanıp (tamam üstüme de bir şeyler aldığımı itiraf ediyorum) rüzgarı yüzümde hissederek burada kalmaya karar verdim.. efenim biz burada gecenin deminde demlenirken bir yerlerde ki içinde sevdiğim ülkede var, güneşler tutuluyor, insanlar seyrediyor..hayırlara haberci olsun..  zaten hep öyle olmuyor mu, birileri bir yerde bişiler yaşıyor hemen yanında başka birileri başka şeyler..mesela doğuyor belki bir ağustos bebesi ayın en uğurlu gününde, diğeri ise ölüyor belki de bundan mesut olarak..amaan dünya halleri...yaz bitmez, fotoğrafla bitmez, anlat bitmez...sonsuzluğu burdan yakalam...

kibar..

insanlar hala var, ne güzel.. bugün, türk kahvemin yanına sigara tellendireyim dedim, sigaramı ve çakmağımı çıkardım lakin bir türlü çakmayan ve dahi yanmayan çakmak ortamda ses yapmaktan ve beni sinir etmekten başka işe yaramadı..etrafa bakındım, masalar dolu ama sigara içen yok..masa üstlerine baktım paketi olan yok..bu arada hala uğraşıyorum ama :) neyse bir baktım biri çakmak uzatıyor, pempe tombiş ne şirin bir çakmak..uzatan eli takip edip yüzüne ulaştım, maviş gözlü tatlı bir tebessümle bakan ecnebi bir hanımefendi..aldım işimi gördüm teşekkür ettim aynı tatlı tebessümü çakmakla birlikte iade ettim..aldı çantasına koydu çakmağı ve tatlısını yemeye devam etti..

görmek..

  Çok hızlı olan şeyler görülemez, fizik yasası.. sevgili ağustos, bu hızla mı geldin hayatıma ki ben selam diyene kadar ayın altısı olmuş..ben o sırada nereye bakıyordum..ooo çok şeye birden yoksa sana baksam seni görürdüm..  hep bir görülme ihtiyacından/arzusundan bahsediyorlar ya psikologlar falan..bir de görme ihtiyacı/arzusu var..görmek istediğim kişiler var..ve şeyler.. görmek istediğim üstelik uzakta olduğu için değil büyük olasılıkla bakmayı beceremediğim çok şey var.. ama işte hız..ya ben hızlıyım ya zaman..kesişim anının büyüsünde uzuuun uzun bir meditafif akışla görmek nasip olmuyor pek.. umutsuz değilim sadece bir tespit.. ayrıca hiç olmadı değil olur yani yine :)

sanırım..

bir iki gündür yine yapay z. saldırısında blogum..sürekli neyi tarıyor olabilir anlamadım ama kesinlikle o kadar ziyaret imkansız..hayırdır inşallah.. bugün okuduğum kitapta ( sırça fanus) karakterlerden biri bir zamanlar çıktığı çocuktan değil de ailesinden hoşlandığı, onların anne-babalığını sevdiği için o çocukla çıktığını söylediği bir bölümü okurken aklıma geldi, yıllar önce bir arkadaşım vardı çalıştığım kurumda erkek hemşire.. ailesi yurdun taaa öte ucunda en doğu karadenizde..istanbul büyük şehir uzun zamandır yalnız başına tutunmaya çalışıyor, görece başarıyor gibiydi..eğlenceli hoş dilbaz yakışıklı..lakin çocuk gibi kalbi vardı..neyse bu bi ara hemşire arkadaşlardan biriyle çıkmaya başladı..kız aralarında en az cazibeye sahip olan kız..bir gün konuşuyoruz çay saati..dedim nasıl oldu bu iş..dedi ki hani birlikte onların kiraz bahçesine geziye gitmiştik ya..ailesiyle ilişkisi o kadar hoşuma gitti, ailesinin misafirperverliğini o kadar sevdim ki onu başka gördüm..ordan dönerken ...

bugün..

odyssey filmini izlemeye sinemaya gittik melike ile..biz sevdik..bu neye göre derseniz kitabı da okumamış biri olarak görsel, hikaye, oldukça doğal görüntüler, abartıdan bence uzak anlatı, dozunda her duygu vb.. şimdi kitabı okumaya hazırım :)) ayrıca kızımla tatlı yaptık..aslında o yaptı ben arada göz ve el attım onun istediği miktarda...bence birinin tatlı yapması ve onu izlemek çok güzel..sonra da yemek ama henüz yemedik :) soğuyacak..her şey sıcak yenmez.. bu gece dolunay var..müzik dinliyorum çay içiyorum ve canım sıkılıyor...olsun sıkılsın bütün gün çok güzeldi çok şükür biraz sıkıntı olsa nolcak.. öyle işte