Kayıtlar

yirmi eylül..

  günün tarihi.. yirmi eylül iki bin  yirmi altı.. bugün çok güzeldi.. işin ilginci geçen sene bugün de çok güzeldi.. nerden biliyorum, tabi ki o gün şiir kitabının ilk sayfasına atılan tarihten..şöyle yazılı "20.09.2025 - Taksim"  çok iyi hatırlıyorum o günü. bugün de biten kitabımın son sayfasına ben tarih atacağım..virginia evans' ın "muhabbet" adlı kitabı biten kitap..                  ve bugünü de çok iyi hatırlayacağıma eminim.. tesadüf mü..bilemiyorum ama sanmam zira tesadüf bazı şeyleri anlatmak için kifayetsiz daracık bir kelime..iki kitap/iki tarih arasında kocaman bir yıl, çokça yaşanmışlıklar var ama çok da sırt sırta sanki..yan yana gibi..ilginç gerçekten.. eylül, seni seviyorum..diğerleri takvim ayıdır, sen ise mevsim :)

sorma ne oldu..

Mudanya'ya gittim dün.  Sabah sekizde Kabataş'tan kalkan ve bir saat elli dakika süren budo seferiyle çok rahat bir yolculukla vardım ilçeye. Şansıma günlük güneşlik bir hava karşıladı beni. Bir önceki gün İstanbul'da ve çevre illerde yağmur vardı ve devam etseydi bu benim için gerçekten can sıkıcı olacaktı. Şans yüzüme güldü yahut şöyle de denebilir dualarım kabul oldu :)  Yunusların kısa bir müddet eşlik ettiği uzun süreli deniz yolculuğu, arada iç dalgalandıran o salınım hareketine rağmen, müzik dinleme, kitap okuma ve uyuklama üçgeninde çabucak geçti. Yalnız gezmenin birinci güzel yanı bu sanırım; o uzun süren yolculuklarda kendinin yoldaşı olmak, kendine odaklanmak.. canın ne istiyor sevgili kendim :)  Mudanya yolculuğumun birincil sebebi fotoğraf çekmek. Vardığımızda sahildeki iskele çay bahçesinde önce kendime bir okkalı kahve ısmarladım.. rotamı zaten oluşturmuştum nerden nereye giderim ana noktalar belliydi..gerisi akışına bırakmak ki bu kısmı en sevdiğim..sonra ...

pazar gazetesi..

  Gazete mi kaldı, şöyle ağız tadıyla, pazar gevşekliğiyle yayıla döküle, eki, bulmacası, ıdısı/bıdısı on bin parçadan oluşan çeşit çeşit sayfalarda günün yarısını bandıra bandıra eriteceğin.. varsa da benim hayatımda yok..eskidendi..ama az önce okuduğum bir yerel gazete köşe yazısından öğrendiğim şu bilgiyi ki muhtemelen futbol meraklısı erkek cemaati zaten biliyordur, burada da neden paylaşmayayım dedim :)  " Bu vesileyle La Gazzetta dello Sport’un sloganını, Tutto il rosa della vita , anımsatalım. Birebir çevirirsek “hayata pembe/güllü tarafından bakın” gibi bir anlam çıksa da, enseyi karartmayın , umudunuzu kaybetmeyin , demek istiyor. " iyi demiş miyim. :)  ne hoş değil mi, hayata umutlu tarafından bakmayı, pembe gazete kağıdına bastığı sloganında hatırlatan bir futbol gazetesi..bakıyorlar mıdır bilmem.. iyi, güzel, umutlu şeyleri yaymada pek de becerikli olmadığımız kesin milletcek..nerde "kara haber"  ki tez duyulduğu atalarımız tarafından özet olarak sürmanş...

madem ki..

caanıım bir eylül gelmiş hatta geçmek üzere, madem ki bir iki gündür karşıma sevgili Birhan Keskin şiirleri çıkmakta, madem ki bu gece gönül teli biraz farklı ezgiler seslendirmekte, üstelik kızıma edebiyat hocası Keskin'in "su" şiirin i inceleme ödevi atmış ve canım, bir tanem kızım şiirden nefret etmesin diye kıvranmaktayım, önce kendime sonra kızıma ve size hediyem olsun "Mektup" lu bu  şiiri..ben ona seslendirdim, siz kendinize sesli okuyun lütfen.. ( sanırım Keskin şiirlerine ihtiyacım var, küllüyatına dalmalı..var mı şu kitabından başla öneriniz?) Mektup Sevgilim, sen bunu aldığında - ki mektup denemez buna - umarım bağışlarsın beni: yazamadığım mektuplarda biriktirdim kederimi. Sevgilim İstanbul’da yaz bitiyor, bu güz gecelerinde ben, sardunyaların arasında senin getirdiğin mumları yakıyorum. Bir fotoğrafa bakıp “deniz” diyorum: Ne kadar dingin, nasıl sonsuz, olduğu yerde. Sevgilim beni bağışla, sana mektup yazamıyorum. Yüzümün bir yarısı acı çekiyor, mav...

bu akşam gün batarken..

  ve deniz kenarında yürüken düşündüm de insan acayip bir varlık..  gün batıyor, gerçekten muhteşem bir gün batımı sahnesi şehrimin denizi ve gökyüzü perdesi arasında sahneleniyor.. cumartesi mutlusu/yorgunu/heyecanlısı işte her ne haldeyse şehrim insanının bir kısmı tabi ki bundan etkilenerek izliyor, dalıyor bu sahneye..büyük bir kısmı farkında bile değil.. yahut tabaktaki asıl yemeğin yanındaki garnitür mesabesinde ya da arkada güzel bir dekor..bunu bir şölenmişcesine yaşamıyor doğal olarak.. sonra aklıma bazı tatil yerlerinin gün batımı izlemek için seçilmiş/oluşturulmuş yerleri ve o nokta ile bütünleşmiş ritüelleri geldi.. bilirsiniz böyle bir güruh halinde gün batımı izlemeye bilmem ne tepesine, burnuna, ucuna bıdısına gidilir..zaten bir trafik vardır ve herkes foto için maksatlı özel giyinmiştir (kostüm)  yan yana tribüncesine bir yerlere oturulur..kimisi yanında özel sepetiyle gelmiştir artık içinde meşrebince içeceği yiyeceği bişi ile..ve bir performans olarak gü...

şimdilik..

  denizden ile denize arasında bir yerde.. mavinin kıyısındaki beyaz taşların arasından topladım.. cebimdeki kelimeler; tenha, kuytu, loş.. ne fısıldayacaklar kalbime diye meraktayım..  şimdilik mayalansın diye örtülerin arasında sakladım..

tutulmak..

diyince aklıma şu sıra "iki tutulma arasından geçiyoruz" cümlesindeki anlamıyla astronomi ve astroloji anlamı gelse de durup kendisiyle şöyle bir göz göze bakıştığımda çağrışımlarının peşine düşesim geldi bu sıcak ağustos öğleninde..hatta sıcağın etkisini azaltmak ve az da olsa psikolojik manipülasyon olur diye arka planda yağmur sesi var..neden çünkü yağmur sesini, yağmur yağarken düşünmeyi, yazmayı, konuşmayı, öylece durup camdan bakmayı, çıkıp biraz ıslanarak koştur yürümeyi, elimde şemsiye sakince yürümeyi, bir saçak altında durup caddeyi, insanları o anı izlemeyi, kafede tam cam önündeki masada kahve içmeyi, camı açıp elimi uzatıp ıslanışını izlemeyi, mümkünse getirdiği topraklı kokuyu içime çekmeyi ve daha bağlantılı pek çok şeyi severim..yağmuru özlemişim sanırım :) bu böyle akar gider biz yağmuru bırakıp "tutulma" ya gelelim..ama önce bir kahve alayım kendime :) hadi sen de al.. evet ne diyorduk, hah tutulmak..evet şu sıra güneşinden ayına kadar astrolojik b...