reset- dört..


Sevgili okur,

üç-üç gününü kaçırmak istemedim ancak son dakikalarında oturabildim klavyenin başına, muhtemelen dört-üç tarihi ile bitiş yapacak yazı..geçitten geçeceğiz ve zaman değişecek :) geleceğe doğru yol alıyoruz tam şu anda seninle birlikte ama farkında değiliz..neyse zevzeklik etmeyi bir kenara bırakırsak ki sanmıyorum bırakamayacağım, leblebi tozum ve çayımla masa başına geldim, ağzımdaki tozu etrafa tozutmadan kızımın sorusuna cevap verdim ( tarif edemem ama yaptım inan :)) müziğimi açtım ve başladım sana yazmaya gecenin sonuna doğru adım adım yürürken..

malumundur ki bugün dolunay ve ay tutulması..akan bulutlar ve sisli gök izin verdiği kadar arada gördüm ay yüzünü semanın incisinin..ah şimdi yaz olsaydı, şöyle açık bir yaz gecesi tadını çıkara çıkara izleseydim haşmetli gök sahnesini..onun da vakti gelir elbet, bak ay değişti, mevsim değişim tomurcuklarını çatlatıyor gözümüzün önünde her köşe başında..hayır dışarda olanlardan bahsetmeyeceğiz, burası unutma çadırı ya da sadece kendi istediğim şeyleri hatırladığım mağara..yorgunum ve nedense tükenmeyen bir uyku sardı beni, yeterince derin mi uyumuyorum yoksa bu o kaçış uykularından mı bilmiyorum ama yetmiyor cancağzım yetmiyor..gözlerim çinli gibi iki çizgi halinde dolanıyorum..

bugün elimde başlı beş kitabım yokmuş gibi elim aylin balboa nın "bu hikaye senden uzun osman" kitabına gitti ben de elime mani olmadım.okuyamıyorum sevgili okur, kitaplarla aramdan kara mı ala mı bir şey geçti kendimi kaptırıp sayfa sayfa dalıp gidemiyorum..kitapların suçu yok hayır, üstelik iyi yazarlar ama elimden sarkıyor hepsi..sorun bende biliyorum, zamane hastalığı bu..neyse bu kitap kısa bölümleriyle ve belki blogvari yazımıyla eh konuda ayrılık olunca sardı epey ilerledim hatta biter yarına..yazarın dili de bana hiç yabancı gelmedi, hatta akrabam sanki :) oradan bir bölüm senin için alıyorum;

" bazı günler içimde hiç şarkı çalmıyor. dinliyorum, kulak kesiliyorum ama hiçbir ses duyamıyorum. işte öyle anlarda istikbalimle ilgili umutsuzluğa kapıldığım oluyor. bu duyguyu beslememeye çalışıyorum. çıkıp biraz yürüyüş yapıyorum, güzel bir gün batımına denk geliyorum örneğin, ufaktan toparlanıyorum. yani bazen zorlamak gerekse de dünyadan umudumu kesmiyorum osman."

işte o bazı günlerdeyim ben..içimden ne müzik ne fısıltı ne bir kelime geçmiyor bu ara..sessizlik hakim..ama bu umutsuz bir hal değil, sadece tatsız yani acı diyemem, ekşi diyemem tatlı hiç diyemem bildiğin tatsız..olur bazen böyle geçer..çıkıp çıkıp yürümeli, bir şeyle karşılaşmalı, inadına iman etmeli..kim tutar elimizi, önce kendin tutmazsan..

sabah sahurda kuzen bir video atmış guruba konu videodan çıkıp felsefi psikolojik derin mevzulara akmaya başladı birden..sonra benzer konu başka yerden geldi gün içinde..demek ki konuya dikkatimi vermeliyim dedim ama elimde verecek dikkat yok be cancağzım..olanları toparlayıp günlük koşturmayı anca tamam ediyorum..

pazar günü fotoğraf çekimi için buluştuk ekiple, çok eğlenceli geçti, o biraz havamı değiştirdi sonrasında da iş çıkardı başıma tabi :) güzel şeyler bunlar iyi ki dediğim şeyler..

jim jarmusch filmini izledim ben de ve sadece seyretmek bile keyif verdi, detayları, göndermeleri ayrı konu ama gözlerime iyi geldi..sakinliği hele sakinliği..bir de o baba bölümündeki sandalye ve o göl manzarası..bittim...orada bırakın beni yazın gelin alın :) bir de  I swear izledim ki çok beğendim onu da..

konum atsam repeat ile reset arası bir yerdeyim aslında ( sevgili vnf nin kulakları çınlasın).. 

bilmiyorum dostum eşikde durma derler ya sanırım ben eşikte duruyorum..geçmek gerek..a

yrıca ağlamak güzeldir ( kimdeki kulak çınlayacak burada o biliyordur :) 

neyse dediğim gibi zaman geçidinden geçtik ve artık çinli uyumak istiyor, bu günlük de böyle olsun be cancağzım..artık yeni şeyler söylemek için de yeni bir zihin lazım :) yeni bir bakış, yeni bir kalp, yeni bir yol yeni bir....................................................


edit: aşağıdaki güzel yoruma istinaden instagram hesabım efenim _mavi_turna_

Yorumlar

  1. "Kim tutar elini önce kendin tutmazsan"... bu güzel yazıda beni vuran cümle budur. Yazıp duvara asacağım. Sevgiler...

    YanıtlaSil
  2. Storytel'iniz var mı, Aylin Balboa kendi kitabını seslendirmiş, tüm kitaplarını çok iyi seslendirmiş ama "Bu Hikaye Senden Uzun Osman"ı ayrı bir güzel seslendirmiş, bayılıyorum o kadına zaten.
    Ben de Leylan gibi "Kim tutar elini önce kendin tutmazsan" cümlesine takıldım. Bazen kendi elimizi bile tutamayacak durumda oluyoruz ama yangında ilk kurtarılacak yine de biziz, biz olmasak yanıbaşımızdakiler de yok, gerçi onlar bunun farkında değil, hoyratça harcıyorlar bazen ama yine de önce biz olmalıyız. Tutalım o zaman önce kendi, sonra birbirimizin ellerini...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. storytel yok ben de lakin nasıl seslendirdiğini tahmin ediyorum, katıldığı sohbetleri çok dinledim sanırım onun sesiyle okuyorum kitabı :) severim kendisini haberi olmasa da..
      bunlar hep hatırlatma zaten sevgili hocam, kendime ve unutan yoldaşlara..ben unutursam da aranızdan biri fısıldar diye inanıyorum :)

      Sil
  3. Bazen Reset ederken sessizliği de paylaşabiliriz çünkü yazdıklarımız, söylediklerimiz gibi yazamadıklarımızın da yeri var. Sizi duyuyor, anlıyorum. Farklı bir yerde de değilim. Yine de yazdığımda, yazabildiğimde, kendimi daha iyi bir yerde buluyorum.
    Jim Jarmusch'un Baba bölümündeki ahşah sandalye, boylu boyunca cam ve o göl manzarasında kaldım ben de. Belki orada dinlenmek, kalmak istemişsinizdir. Biz buradayız, biryre gitmiyoruz, merak etmeyin. "yani bazen zorlamak gerekse de dünyadan umudumu kesmiyorum osman." (Ben de Storytel'den dinlemiştim)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Acele yazdığım belli ve hatalarla dolu yazım için affola.

      Sil
    2. kocaman büyük bir kalp ve sarılmalar :)

      Sil
  4. Hikayede yorum olmayınca buraya yazayım dedim, o kitabeli mezar taşına koyduğunuz müzik canevimden vurdu. O kadar uzun zamandır dinlememiştim ki, "ah nideyim sahn-ı çemen seyrini cananım yok/ah bir yanımca salınan servi hıramanım yok". Bu şarkıları bilen ve dinleyen o kadar az kaldı ki çok sevindim görünce. Her ne kadar sadece ön taksimi dinleyebildiysem de (hikayenin süresi o kadarına izin verdi) youtube da açıp baştan sona dinledim. Varolun hatırlattığınız için...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ay çok sevindim buna..eh ben biraz değişik biri olduğumdan her an her tür müzik çıkabilir karşınıza..ve çoook güzel bir parça..buraya da şöyle
      https://www.youtube.com/watch?v=jX_X2cUFcKQ&list=RDjX_X2cUFcKQ&start_radio=1
      adresi bırakayım şarkıyı zevkle dinlesin meraklısı.. :))

      Sil
  5. Dikkatini verememek, uykulu olmak, umudu yitirmemek ama bir yandan salyangoz gibi bir kabuğun içine bir girip saklanıp, bir çıkıp yoluna devam etmek yavaş ve usulcacık ve hep bir dalgınlıkla.. bende de var o haller , hatta o çinli gözler de var karşılaşıyoruz aynada belki bahar formatı atılıyordur üzerimize. Yürümek güzel fikir! Güneşte buralarda şimdi, daha çok aydınlık sabahlar, velhasıl yürüyelim arkadaşlar √ (_mavi_turna_ sayesinde bende dinlendim durdum dantel örtülere kıymetli anlara götürdü beni )

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. tazelenmek için durmak da sevdaya dahil :))
      senin blog yazını okumaktan geliyorum ne iyi geldi bilsen :)) bir de Avare Balon son yazısında bir kitapla bir filmle tazelenmekten bahsetmiş ki katılıyorum..
      durup bize nefesi hatırlatan her şey gibi kaybolmamak için hayatı sanatı ve ruhumuzu hatırlatan şeylere dikkati vermek yeniden yolumuza devam etmek için elzem diye düşünüyorum..
      hatırlatanlara selam ve sevgi ve güzellikler olsun :)

      Sil
  6. Severim Aylin Balboa'yı... onca sıkıntıya, ruhundaki ironi ve mizah yeteneği sayesinde göğüs germiş. Kitapları ile ilk tanıştığımda çok taktir etmiştim bu becerisini. Sonra diğer kitaplarını da okudum. O esnada röportajlarını dinlemiştim. Ses rengini çok gizemli bulmuştum. Çok enteresan ben de kitaplarını onun kendi sesiyle okudum hep. Zihinlerimizin direnmek üzere dik durmaya çalıştığı bir dönemden geçiyoruz. Okurken, izlerken, dinlerken zihnimizin devreleri atıyor maalesef. Zaman zaman hepimize oluyor. Bunlar da geçecek. Ve bütün sevgili blogdaşların alıp kalbine koyduğu ve benim de sevdiğim bu sözünüze sımsıkı tutunmanız önceliğin (m)iz olsun; "kim tutar elini önce kendin tutmazsan." Göle bakan sallanan sandalyede huzurla kuşları dinlediğinizi hayâl edin. Sıcak tarçınlı kurabiye kokusu da fırından yükseliyor. (Tarçını seviyorsunuzdur inşallah :)) ) Güzelliklerle kalın!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. tarçınlı kurabiye ve sütlü kahve bayılırım :) ..tam orada o manzarada güzel olurdu.
      ben zaten ne kadar güzel bir şey yapmışım da blogdaşların elini tutmuşum ki bana hamnet filminde agnes'in sığındığı ulu ağaç gibi bir sığınak ve şifa alanı olmuş..hepinizin de güzel enerjisini yazdığı her bir kelimeden hissetmemek mümkün değil, nasıl şefkatli, anaç, sıcak ve iyilik dolu..
      seviyorum merkez :)))

      Sil
  7. minik reçetelerin gücüne inancım tam, film ile fikirlerimiz benzer. Dolunayda uykular hep haram, size de oluyor mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. dolunayda bana o kadar çok şey oluyor ki anlatamam :)) gerçekten etkilenenlerdenim..
      minik reçeteler ve minik adımlar aslında hiç de minik değiller bunu biliyoruz lakin unutup küçümsüyoruz..minik ne de olsa..

      Sil
  8. Belli ki zihniniz yeni bir şeyler söylemeden önce o derin sessizliğin ve uykunun peşinde bu yorgunluk bile aslında yeni bir yolun habercisi. Kaleminize sağlık, geçtiğiniz o zaman geçidi size çok iyi gelsin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok teşekkür ederim ne güzel yorumladınız ahvalimi :) inşallah ve umuyorum ki öyledir..
      iyi dilekleriniz misliyle sizi bulsun diliyorum iyi gelen nice yollar açılsın ufkumuzda :)

      Sil
  9. Yazmayı seviyorsun ve büyükçe bir kırtasiyeye giriyorsun, defter almaya. İçerisi o tanıdık kokuyla seni adeta sarhoş ediyor taze kapıt, hafif kalem ve boya kokusu, rafların eski ahşabının nefesi nefesine değiyor. Rafların arasında dolaşıyorsun tüm defterler sana resmen -hadi beni seç der gibi fısıldıyor
    Birden arkandan bir ses duyuyorsun
    -Yardımcı olmamı ister misiniz
    Arkanı dönüyorsun. Defter reyon sorumlusu orta yaşlarda bir kadın gözleri hafif şiş, saçları küt kesilmiş. Yakasındaki isimlikte Elif yazıyor. Bir hafta önce annesini kaybetmiş. Gözleri hala nemli gülümsemesi kırılgan ama yine de işine sarılmış.
    Duraksıyorsun. Sonra içinden taşan samimiyetle cümleler dökülmeye başlıyor
    -Kısa hikayelerimi yazacağım, anılarımı biriktireceğim, bazen de küçücük şiirler dökeceğim bir defter arıyorum. İçine kelimelerimi yerleştirirken sanki hayatıma yeniden başlıyormuşum gibi hissedeceğim hayatı bir an olsun resetler gibi. Temiz dokunulmamış beyaz sayfalar almak istiyorum
    Sözlerin heyecanla dökülürken Elif’in gözleri bir an parlıyor. Belki senin umudun, belki de yeniden başlama kelimesi ona annesini hatırlatıyor annesi de eskiden böyle defterlere bir şeyler karalardı. Sessizce başını sallıyor, raflara yürüyor ve özenle beş defter seçip masaya koyuyor
    Her birine dokunuyorsun. Parmaklarını kapaklarında gezdiriyorsun, boş sayfalarını açıp kokularını içine çekiyorsun.
    Elif bir adım geride durmuş, seni izliyor. Göz göze geldiğinizde hafifçe gülümsüyor o gülümsemede hem yorgunluk hem de minik bir umut var.
    Sonra içinden yükselen o ses özgür iradenle, hiçbir baskı olmadan, kalbinin en sessiz yerinden parmağını uzatıyorsun.
    -Bu olsun diyorsun.
    İşte o bu olsun dediğin saniye, reset başlamış oluyor zaten. İlk cümle yazılmasa bile niyet konulmuş, irade gösterilmiş. Geçmişi taşımak zorunda değilsin sadece neyi bırakıp neyi yanına alacağını seçiyorsun
    Sen kapıdan çıkarken Elif de raflara dönüyor, kendine bir defter seçiyor. Onun da reseti başlıyor.

    Vesselam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. kısa öykü tadında bu yorum üstüne bir şey söylemek fazla olup var olan tadı kaçırır diye imtina etmekle beraber teşekkür etmeden ve yeni yazıma buradan ilhama başlayacağımı belirtmeden geçemeyeceğim :)
      çok sevgi çok selam..

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Rutin dışı-3

ikide bir-14

Rutin dışı-1