geçmişe mektuplar-3.mektup


Nerde dünkü yağmur, fırtına, şimşek nerde bugünkü güzelim güneşli hava.. geçer demeyi öğrenmek için çok şeyin üzerimizden geçmesi ve dahi zamanın geçişini defalarca idrak etmek gerekiyor belki..

geldik kırklı yaşlara..tabi öyle hop diye değil, kolay olmadı canım :)

sevgili kırk yaşım,

nedense sana yaklaştıkça genelde insanlarda gözlemledim panik  -ki eyvah yaşlanıyorumun en bariz ortaya çıktığı demler,nede olsa eni konu dört köşe kallavi bir rakamsın, işte o panik havası pek olmadı..o daha sonra olacak :) ama şu var ciddi ciddi noluyor ya diye durdum..sana doğru yürüdüğüm otuzların ortaları zaten bir şeylerin değişmeye başladığı zamanlardı..terkler silsilesi dediğim de o vakitler , pek çok şeyi terk etmeye başlayarak oldu.. iş hayatını terk etmek , iş arkadaşının işle ilgili olduğunu adı üstünde iş bitince en kuvvetli arkadaşlığın bile yavaş yavaş eridiğini görmek demekti. zaman en ama en değerli varlığımdı ve ben bunu sadece kendi seçtiğim kıymetlilerime verebilirdim..herkesten her türlü fazla gelen olaydan, eylemden, varlıktan, insandan, istekten uzaklaşmak ve mümkün olduğunca hayatımı boşaltmak, sadeleştirmek istedim..seziyordum ki geriye kalan bana bişi söyleyecek..somutta bu boş alan yaratma hali soyuta yer açıyor farklı şeyleri düşünmeye dert etmeye ve dolayısıyla deva aramaya çıkma haline getiriyordu..kendimi en yalnız en kimsesiz hissettiğim ikinci büyük zaman dilimiydi bir yandan..bu kadar yıkım bu kadar boşluk bu kadar sessizlik hiç tekin değil..sana yaklaştıkça durulmaya başlayacak başka bir çalkantılı fırtınalı ruh halini içimde pek de çaktırmadan yani mümkün olduğunca normalmişim gibi taşımak hiç kolay değildi, biliyorsun..

ruhumun sesini o boşlukta duymaya başladım..açlığını, incecik sızlanışını..koskoca bir alemin içinde minnacık bir zerre olduğumu yeni görüyor gibi her gece uzun uzun yıldızları izlediğimi, ne anlamı var ki sorularımın bir muhatabını bulamayışının ağırlığı altında kalınca nefes arayışımı..o dönem yazmaya başlamıştım blog aleminde..nasıl güzel insanlarla buluştum  yine bugün olduğu gibi..çok şükür ki bahtıma beni güzel insanlarla buluşturan yollarda yürütüyor..başka bir iklimden yazıyordum başka bir iklime yürüyordum..omzuma dokunan, tam daraldığım yerde ses verip bir yudum su gibi kelimeler bırakanlar oldu..okuyordum, dinliyordum..hayat bana bu kadarlık boyutuyla asla yetmiyordu ve ruhumun gitmek istediği bir yer vardı..onu nasıl kuvvetlendirip ona bu yolculukta eşlik edebileceğimi bulmak kolay olmadı..hala da zaman zaman eşlik edemiyorum, ruhum kayboluyor ya da ben..sonra yine bir köşe başında buluşuyoruz..terk etmiyor sadece uzaklaşıyor :)

önce bulandı sonra duruldu..maneviyat açlığımı dindirebilecek en ılık gıdayı ve en sakin lokma halini tasavvufda buldum..başka bambaşka büyüklükte bir dünyanın ancak kitaplardan anlatılanlardan esintilerini duyumsuyor onunla bile gökyüzünü içime doldurmuş gibi ferahlıyor diğer yandan ise tuzlu suyla susuzluk giderilmez dendiği gibi açlığım artıyordu..çünkü içinde olmadığım bir yerin yolunu bulamadığım bir diyarın hasretini muhabbetini aşk acısı gibi taşıyordum içimde..ben de bildiğim yoldan yürümeye devam ettim..ana caddeden..bilinenleri bir tarafa bilinmeyenleri diğer tarafa yazarsan sorunun cevabı da ortaya çıkmaya başlar derler ya, gerisi denklemi doğru kurmaktır..en azıdan bilinenleri yazdım..bilinmeyenlere cevap bulamadıkça çok hırçınlaştığım da oldu..Allah ile kavga ettim, muhabbet ettim, dertleştim, hiç bir kuluna söylenmez neler söyledim..küstüğüm zamanlar da oldu..uzaklaştığım zamanlar da..o hiç terk etmedi..hiç ama hiç..

insan belli bir yaşa kadar sebep sonuç mantığı üzere yaşayınca matematiğin ya da mantığın başka işlediği anlarda çok fena bocalıyor..duvara çarpa çarpa duvarın değil benim kalbimin hasar gördüğünü anlamam öyle başladı ve olana, olacak olana kısmete nasibe teslim olmayı idrak etmem hala devam ediyor olsa da biraz daha sakin dalgalar artık..kırklı yaşlarım, senin ikliminde yolculuğum çölden vahaya ilk ulaşma anı, sonra o vahadan çıkmak yenisini bulana kadar çöl sıcağında gece gündüz yolcu olma haliydi..yoldaşlar değişti, yolculuk devam ediyor..vahalar geçtik..ben hiç bir şey olmuyor sanıyordum bunca olan arasında bana..yani bir halden bir hale, bir renkten başka bir renge en azından onun tonuna geçtiğimi bilmedim..meğer oluyormuş..oldum demek değilmiş bu ama olmak varmış..olmak biten bir şey değil bir yolmuş..yolun sahibi varmış, zamanın sahibi varmış, benim sahibim varmış..acele edecek bir şey yokmuş, oldu bitti deyip yanına işaret atılacak bir şey değilmiş..zaman geldi kitap sayfalarında kayboldum zaman geldi kitapları atıp bir tarafa hayat sayfalarında yolumu şaşırdım.. ama şu var ki bir şeyi bir kez tattıysanız artık onu hiç tatmamış halinize dönmek o insanı geri getirmek mümkün olmuyor..bu olumlu anlamda da olumsuz anlamda da olabilir..bir milat var yani öncesi ve sonrası olan..bir konuda değil her konuda..bir şeyin öncesi ve sonrası..

kırk hikmetli rakamdır derler, hikmetle tanışmak nedir bilmem hikmet nedir bilmem..bilmem demenin hikmetini bilirim :) çok güzel bir tanışmaydı seninle tanışmak..senden önceki ben bende kaldı lakin senden sonraki halim artık başka..bana bıraktığın günler geceler hatıramın en aziz en derun en mahrem anıları..himmetini nazarını çekme üzerimden, ardımdan o esirgeyen ve bağışlayan bakışlarını yollamaya devam et..beni gönderdiğin zamanın kıvrımlarından birinde yine buluşacağımızı ama senin de benim de başka olacağımızı seziyorum..hasretle o güne yürüyorum..


gönülden geçen bazı şeyler dile gelemiyor kelimeye bürünemiyor efendim, karışık ve kusurlu yazdım, anlatamadım belki ama bu da böyle olsun..bir hikmeti vardır bunun da elbette.. :) 

o zaman sonraki mektupta buluşana kadar aşk olsun..



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Rutin dışı-3

reset- dört..

Rutin dışı-1