Kayıtlar

günlük-2

 Sahilde yürüyüşlere devam. Defterime yazdım bugün. haftalık yazılar yazıyorum.  hafizamı kayda almak için. hergün yazacak bir şeyler olmuyor ama her hafta dönüp o hafta içine baktığımda pek çok şey yazabiliyorum. olayları ve zamanlarını unutmak istemiyorum. hatırlarım zannettiğimiz pek çok şey ne kolay silinip gidiyor hafızamızdan.şurda bir kaç ay evvel yaşadığımız salgın hastalıkla ilk karşılaşma ve sokağa çıkma yasağına giden günlerinden bir anda sanki uzaklaşmadık mı? en azından çoğunluk böyle. unutmak güzel bir şey bunu biliyorum.elimin altında istediğim zaman erişebileceğim kendi kalemimimden yedek bir hafıza iyi oluyur. bugün şunu düşündüm. bana denilse ki hangi beşeri ihtiyacından dolayısıyla acizliğinden sonsuzca kurtulmak istersin. mesela uyku. uyumasam da bütün zaman benim olsa dediğim günler çok olmuştur ama uyku çok güzel bir acziyet.üstelik rüyalar da hediyesi.mesela yemek. yemeden yaşayamıyor sürekli acıkıyoruz. hiç yemeden buna ihtiyaç duymadan yaşama olasılığı...

günlük-1

Deneyelim mi ?  Günlük yazmayı diyorum...zor tabi her gün kendinle buluşup hoşbeş etmek. hayır canım hoş beş etmek değil her gün buluşma kısmı..insan en az zamanı kendine ayırıyor, bunu yılların sonunda anladım.oysa hep derdi kendiyle değil mi insanın..belki sadece benim öyle..ama yok bakıyorum bir çok yazan çizen bunu konuşuyor..   Neyse.   Bugun kendimi tebrik ederek başlıyorum satırlarıma. ( ne eski bir kalıp "satırlarıma başlarlen"..satır kelimesi nedense pek az kullanılıyor artık..belki satırın kendisi daha çok kullanıldığından..yada satır satır yazılmadığından kısacık bir iki cümle ile iletişildiğinden..itişilir gibi..ah neyse)   Benim gibi uykusever biri için oldukça erken bir saatte kalkıp planladığım sabah işlerimi yapıp yürüyüşe çıktım.hem de bir saat yürüdüm deniz kenarında.isterim de yapamam gurubundan olan bu eylemi daha sık yapmaya niyet ediyor ve kendimi kutluyorum. hayır şartlar bunu yapabilmem için çok uygun eh bende sabah temiz havada...

20

Uzun süredir tanıyorum evet onu. Bazı kadınları erkeklerden daha çok heyecanlandıran bir şey dedikodu ve fesat. Açık yakalamak.. Evet bunu yüzündeki kasların hareketlerinden, dudaklarının değişen büzülmesinden, gözlerinin irileşmesinden görüyorum. Nefes nefese nasıl bir ihtirasla donandıklarını açıkça görüyorum. Evet o da onlardan biri.  Tabi ki bazı erkeklerde var bu guruba giren ama gerçekten çok az. Güzel bir kadının başdöndürücü çağrısı ile eş tutulamaz bile çoğu erkek için. Kadına duyduğu şehveti belki iktidar şehveti geçer ancak erkek dünyasında.  Yok yok kadın cinsinde onun gibi olan epey çokdur da kimisi gerçekten kendini gemlemeyi zaman içinde öğrenir. Bunu da kendi için yapar. Ya ruh sağlığını ya dini inancını ya da kalbini konurmak için. Onun gibisi nadirdir tabi, o gerçekten başka.. Hayatta onu tuttan gücün bu dedikodu ve fesat şehvetinin damarlarına saldığı zevk olduğunu düşünüyorum..Bu derin uçurum nasıl oluştu içinde acaba diye merak etmeden duramasam da ken...

19

Hayatından memnun olanı kınıyorlar. Evet biri bunu söylediğinde her kesimden ya da kesim dışı insan teki nasıl yani deyip aşağılama ve öfke duyguları eşliğinde kınıyorlar. Bir yanda seni hayatından memnun etmek isteyen bir sektör var ve koşa koşa o aldatıcı madde alış verişine giden bir sürü insan. Sürü insan. Diğer yanda her şey ergen tepkisi ile olumsuz umutsuz sorgusuz akılsızca hayır diyen reddin doruklarında bir zevk arayan sürü insan var. Politik bir memnuniyetsizlik ortak paydasında mutluluk arayan da sürülerce. Yine d eayrık otu gibi, kenar kıyı köşe parçası gibi parça parça bir yerlede kalmış gibi bazı insan tekleri var ve onlar hayatlarından memnun olduğunu söyleyebiliyor samimice. Beklentisi alacağı vereceği yok kalbi ve akli olarak. Olana uyum ile rıza tevekkül ile akışda kalmak farkındalık ile bu da geçer ya  hu med cezirinde ayrı bir hava soluyan insan. Var ve ne kadar ilginç değil mi yani öyle geliyor bir sürü insana. Ah bu kara koyunlar.

18

Öylesine dalmıştım kırtasiyeye. Hayır yağmurdan kaçmak, kuru bir yer aramak, kulağıma dolan şarkının içimde çoşturduğu denizin gözlerime vurduğu dalgalardan kaçtığımdan ya da biraz daha kalan vakti uzun bir aralığa dönüştürme isteğinden değil. Defterlerin yanına vardım.Boy boy sıralanmış rengarenk başlangıç ihtimalleri. Hayatın ihtimallerini defter defter dizmişler satıyorlar dedim. Kim inanır buna? Gönüllü şapşallar. Elimin dokunduğu sarı kapaklı rengiyle çekti önce kendine sonra dokunmanın kalbime ulaştırdığı naiflik hissiyle. Bu deftere yazarsam hayatım hem ışıl ışıl bir güneş sıcaklığına hem zarif hülyalı hissedilir bir dokuya kavuşacak diye inandım birden. Şapşal. Kalem, evet şurdaki uygun. Kokusuyla biraz daha ısındım kitapların yanında oyalanırken. İnsan üşüdüğünü de bilmez mi? Şaşkın. Şimdi bir cafe bulmalı şöyle koca fincan dolusu koyu kahve ısmarlamalı mümkünse cam önü küçük masalarından birine konup akan hayatı balkondan izleyen şahit kıvamında oturmalı. Öyle değil mi...

17

Kalbinde biriken duygular SENi belirler. Kişi kendini iyi, dengeli olumlu duyguların eşliğinde esnek hissettiğinde gerçekten iyi şeyler yapması kolaylaşıyor. Eyledikleri, daranışları seçimleri daha anlamlı olumlu ve faydalı oluyor. Bunu kendi hayatımızdan gözlemleyebildiğimiz gibi en basitinden korku durumunda nasıl hatalı kararlar verip daha büyük zararlara ve acılara sebep olmanın herkes içi kolay olduğunu da gördük. Bu bilgi ışığında insanın kendi duygu durumunu iyileştirmesi,belli bir denge halinde tutması için çaba göstermesi sadece kendi için değil bütün diğer kişiler için de anlamlı değerli bir çaba değil mi? Kendi üzerinde çalışmak bu beden yada psikoloji olabilir bir insanın hem daha yetkin hem de daha etkin sonuçlar alabileceği çok kıymetli bir iş. Zaten bana kalırsa varoluş anlamlarından biri de kişisel yolculuğumuzun böyle bir hareketle sürmesi. İlla ki hep yukarı olmasa da ve illa ki öğretici düşüşler yaşayacak olmamız bu yolculuğun kurallarından olsa bile hatta bunu ...

16

Bekliyoruz. En tabii doğa olaylarını bir felaketi bekler gibi bekliyoruz. Doğası gereği doğal olarak olan tabiat olaylarına şaşırıp hükmümüz dışında hatta isteklerimize uyumsuz haline isyan ve öfke ile bakıp korkunun sardığı soluk benizlerimizle bekliyoruz. Binlerce yıldır yaşadığı yerküreyi tanıyamamış değil insan. Sadece hala onun karşısında bile aciz kalışına akıl erdiremiyor. Ne de olsa teknolojinin kanatları var artık kutsal bedeninde ama olmuyor. Kabul etmek ve uyum yerine red ve değiştirme yolunu seçiyor koca insan. Bütün hayatı boyunca bunu yapıyor çoğunluka ve bunu öğretiyor ufaklık insana. Farklı davranan kişiler ile sersemce dalga geçip daha da çuvallıyor. Uyum. Büyük sorunların ufak cevapları vardır ve aslında mesele büyütüldüğü kadar değildir. İnsan büyütmeyi sever. Sorun bunda değil. Sorun neyi büyüteceğini seçme aşamasında düştüğü hatada. İnsan kendini sevemedi. Bütün o binlerce nesillik hikayemiz bu aslında. Kendini sevemedi, kabul edemedi. Değil yara...