Kayıtlar

bankta otururken oldu.

 Bir bankta ya da duvar üstünde ya da bulursan sandalye-tabure de olur, oturup sadece etrafı izlemenin güzelliği ve sakinleştiriciliği diye bir şey var biliyorsun. Güzelliği kendini sadece izlemeye bıraktığında fark edeceğin onlarca detayda sakinleştirici kısmı bu arada kendinden kurtulmanda, hatta hayatın sıradanlığının ve kendiliğinden akışının eminliği sende garip bir güven duygusu bulmana bile sebep olabilir. Mümkünse sadece izlemede kalmak tabi en güzeli bir sevgili büyüğümün önerdiği gibi..Başkasıyla da bunu yapmak mümkün ama yanında susmaktan, durmaktan zevk alacağın varlığı tüy kadar hafif biri olması iyi olur. İşte öyle anlardan birinde yakaladığım bişi oldu..Hayat ne kadar yavaş. Aslında yavaş ya da hızlı değil biliyoruz. Bizim algımızla ilgili bu ama sanki daha yavaş. Sonra şunu düşündüm; videoları nerdeyse çarpı iki ile izlemeye, bütün sezonu aynı anda yayınlanan dizinin bütün bölümlerini tek gün içinde tüketmeye, peş peşe istediğimiz müzik parçasını dinlemek için atlay...

mektup

 Sevgili Şukufe, Uzun zaman sonra yeniden merhaba..mektup yazma sevdama rağmen niye bunca aralık bilmiyorum..aslında biliyorum ama elimde cümle haline gelmiş bir cevap yok..şimdi sütlü kahvemi almış kulaklığımda yine sezenden döne döne aynı şarkıyı dinlerken (hatırlıyorsun değil mi) sana yazmak istedim..yine o şarkıyı döne döne dinliyorsam anlıyorsun değil mi ne halde olduğumu..sen bilirsin bütün hallerimi tercümeye gerek kalmaksızın..kimbilir o kadar uzakta ve gecenin bu saatinde kaçıncı uykundasın..uykucu..ne zor gelirdi o sabahlamak zorunda kaldığımız gecelerde..ama derdin şu günün ilk saatlerini, hani güneş bebek gibi nazlı doğuyorken ve gün resmen taze bir nefes salıyorken üzerimize o altın saatleri yaşamak uğruna çekilir be bu uykusuzluk..sonra demli çayından koca bir yudum alıp gözlerini ufka mıhlardın..neyse..geçmişe gitmeyip bugüne seni getireyim..altı üstünden güzel mi diye bakıyoruz hayata bu ara..altı üstü aynı oysa..ama bir alt üst olma hali var yine de sarsan..insan i...

ağlamak güzeldir

 Gözyaşıyla gidilebilen yerler var...oraya sadece gözyaşı sızabiliyor o kadar ince tüneller ki. ve sadece gözyaşının temizleyebildiği bazı kirler var.. kalbin ya da beynin o ince tünellerinde kalmış bazı kirler..tortu derdim bir zamanlar hani yaşadığın karışık günlerden dibe çöken çamurumsu bir şeyler imgeleyerek..artık bunun adı kir biliyorum.. Uzun zamandır ağlayamamak bir tür donma hali mi..o kadar şey oluyorken ve muhtemelen vermek isteyeceğim bir tepki olarak ağlamak orda dururken hiç bir şekilde akıtamamak. dışarıya akan gözyaşları sadece görünen kısmı..bilirsiniz ağlarken içiniz yanarak akan başka bir şey vardır gizli ama hissedilir..gider kalpte bir yeri yakar..bir yara mı, bir enfekte olmuş çizik mi bilmem yakarak belki de iyileştirir..bilirsiniz bu da bir yöntem..tıkalı bir yer açılır sonra kirli akıntı yanar. sonrası biraz daha ferah bir hal..üzgün ama ferah.  Rahmetin kesilmesi buradan mı başlıyor acaba. hani ayette geçiyor ya " suyunuz çekiliverse size kim temiz b...

Susamın açamadığı

Seni düşündüm. Az önce yemyeşil diri yapraklı bir bağ pazıyı serin ve usul akan suyun altında yıkarken. Tek tek yaprakların üzerinde ellerim yavaşça hareket ederken aklım bambaşka kelimelerin peşinde hızla koşmaya başladı. Onca kelimeden izini sürebildiğimle buradayım, üzgünüm çoğu kaçtı gitti. Sıklıkla böyle oluyor. Nedendir bilmiyorum, bedenim rutin ama bildiği için rahatça yaptığı bir işle meşgulken, zihnimde öyle şeyler oluyor ki, o anda bunları kayıt altına alabilsem müthiş şeyler çıkacak meydana ve ilk ben hayret edeceğim. Ama olmuyor geriye çok az şey hatta onlarında muadili, belki zayıf bir hatırası kalıyor.  Seni düşündüm derken en son yazdığım mektuba verdiğin cevabı milyonuncu kere okudum ve sana konuştum. Sadece bir kaç kelimenin gölgesinde mahcup oturan ve sözünü sakınan seni getirdi gözümün önüne o mektubun. Neden saklanmaktan vazgeçmediğini neden cesareti yanındaki insana bıraktığını? Evet korkuyordun. Görülmek isteyen ama bir çift gözün ona baktığını fark ettiği an ...

Kusurun Değeri

Pazar günü. Geç kahvaltı masası. Herkes bir şeyler anlatıyor sırayla. Kızım yazı ödevinden bahsedince abisi bu ödevle ilgili çok bilinen o yapay zeka uygulamasından veya başka bir taneden yardım alabileceğini söylüyor. Babası 'yine de düzenlemen gerekir insan gibi değil henüz sonuçları, ama çok yakın bir zamanda insan mı yazdı ayırt edilemeyecek kadar iyi olacağından şüphem yok' diyor. Baba-oğul teknolojiyi seviyor takip ediyorlar. Ben zaten analog kalmakta bir sakınca görmüyor göçümü en başından beri çok yavaş yapıyorum.  Yani insan kadar doğal kusurlu yazabilecek mi? diye soruyorum. Kusur değerli olacak bence. Aynılığın ve kusursuzluğun girdabında hızla o kara deliğe doğru aksa bile bir gün kusurlu olanların farklılığı yani doğallığı dikkat çekecek eminim buna. Geçen gün vapurda göklere denize ve insanlara bakarken profilden iki genç kadına takıldı gözlerim. Biri yaptırdığı burnu ile evet estetik diğeri ise yaptırmadığı burnu ile doğal güzellikte. Bence tabi ki doğal olan kus...

bohça

Denize gözlerimi rahatça bırakmak için sahil kenarına serpiştirilmiş banklardan birine oturdum. Mavi ruhuma aktıkça günün bu henüz sessiz sakin ikindisinde kulağımdaki müziği daha rahat duymaya başladım sanki. Bir martı, bir karga, bir kedi.. Hepimizin bir işi vardı bu öyküde.. Öyle bazı zamanlar bir öykünün , kısacık bir öykünün satırlarına yerleştirilmiş canlı varlıklar gibi hissediyorum kendimi ve diğerlerini. Yanıma ilişen bir gölge fark edince irkilmedim desem yalan çünkü bir kuytuya doğru yürüyordu adımlarım içimde.. Orada sadece bana yer vardı, yalnız olmalıydım. Başımı çevirip baktım destursuz yanıma oturanın simasına.Başına gelenleri yüzünde çizgi çizgi taşıyan, bütün fotoğraf çekme meraklılarının bu çizgilerde saklı o anlamı çekmek isteyeceklerine adım gibi emin olduğum ihtiyar fütursuzca baktı çehreme. İstemsiz bir hareketle çıkardım kulaklığı efendim dedim sanki az önce seslendiğine emin gibi. Daha demedim bişi dedi. Gülümsedi..Bir tanıdıklık aradım aradım çıkmadı hafızamda...

kentsel dönüşen yaşlanıyor

 Kentsel dönüşüm için yıkılan evlerden biri onlarınki. Ellerinde avuçlarında biriktirdikleri ile satın aldıkları kendi hayallerince küçücük iki göz oda diye kurdukları bir yuvaydı. Senelerin şahitliği olan duvarları evet yaşlanmıştı tıpkı onlar gibi. İlk çocuklarının ölümü, ikinci sevinçleri üçüncünün hastalıkları ve yaslara sevinçlere ya da neşe ve şükre bandırılmış günler..Kalabalık akşam oturmaları şen kahkahalar çıtlamalı höpürdetmeli camdan taşan hayat..hayat akmıştı o evlerinin içinde. hayat büyümüş genişlemiş ağlamış gülmüş ve azalmıştı. Komşular değişmiş adres aynı kalmıştı. Hikaye kopmadan sürüyordu. Yine öyle olsun diye yıkılan ve dönüşen hayatlarının yakınında bir evde kiracı oldular. Yeni doğan yuvaya da şahit olmak göz kulak olmak hazır olmak niyetiyle belki. Dönüşüm zaman ister ama onların yaşlanmış günleri kolay dönüşemiyor.. Adres değişince odalar değişince eşyalar azalınca anahtarı bile saklanan eski evin rüyalardaki hayaleti daha bir sağlam durdu.. Alışmak kolay m...