sorma ne oldu..
Mudanya'ya gittim dün.
Sabah sekizde Kabataş'tan kalkan ve bir saat elli dakika süren budo seferiyle çok rahat bir yolculukla vardım ilçeye. Şansıma günlük güneşlik bir hava karşıladı beni. Bir önceki gün İstanbul'da ve çevre illerde yağmur vardı ve devam etseydi bu benim için gerçekten can sıkıcı olacaktı. Şans yüzüme güldü yahut şöyle de denebilir dualarım kabul oldu :)
Yunusların kısa bir müddet eşlik ettiği uzun süreli deniz yolculuğu, arada iç dalgalandıran o salınım hareketine rağmen, müzik dinleme, kitap okuma ve uyuklama üçgeninde çabucak geçti. Yalnız gezmenin birinci güzel yanı bu sanırım; o uzun süren yolculuklarda kendinin yoldaşı olmak, kendine odaklanmak..
canın ne istiyor sevgili kendim :)
Mudanya yolculuğumun birincil sebebi fotoğraf çekmek. Vardığımızda sahildeki iskele çay bahçesinde önce kendime bir okkalı kahve ısmarladım.. rotamı zaten oluşturmuştum nerden nereye giderim ana noktalar belliydi..gerisi akışına bırakmak ki bu kısmı en sevdiğim..sonra başladım bu minvalde küçük, sakin, sahil kasabası tadındaki ilçede gezmeye.. sokakların arasında dolaşırken karşılaştığım insanlarla selamlaşmaya özen gösterdim..bu benim için zor bir şey değil ama özen gösterdim..ve insanlar daima selam alıp güleryüz ile karşılık verdiler..
Sonra minibüsle Kumyaka köyüne gittim. adında kum geçecek ve bu kadar yakın olacak gitmeyeceğim olur mu hiç :) minibüsdeki konuşmalar, herkesin birbirini tanıdığı, haberdar olduğu ya da değilse son havadislerden haberdar edildiği, gülüşmeli şakalı takılmalı şahane bir ortamdı..onları dinlerken burada kendi halinde akıp giden gerçek hayatların bir an için benim hayatıma temas etmesinin keyfini çıkardım..bir sahne için konuk oyuncu olduğum eski sevgili hafta içi trt dizileri gibi..
kumyaka güzel ve küçük bir köy..o büyük yüz yıllık çınarın hemen bir yanında kahvehane var ama kadınların da oturduğu cafe gibi bir yer. diğer yanında muhtarlık ve önünde adının Mehmet Sedat olduğunu öğrendiğim, muhtarın amcası olan ve camiye gitmek için ezanı bekleyen seksenlik amca.. çınarın haşmeti zaten beni büyülemiş etrafında dönüp duruyorum, ilk o seslendi bana "yüz yıllık o çınar" dedi..sonra başladık konuşmaya..köyde bir tarihi kilise var ama restorasyon için kapatılmış, işler de durmuş öyle kapalı duruyormuş..işin arka yüzünden de çıtlattı..çok güzel kiliseymiş..sonra kendinden ve köyden biraz bahsedip beni sordu sual etti..yok mu arkadaşın yanında dedi sonra da aferin cesursun diye övdü :) nerde okuyorsun diye sordu emekliyim dedim inanmadı :) velhasıl güzel sohbetin ardından köyde dolaştım..sonra ver elini Trilye..
Trilye hatırladığımdan daha güzel ve büyümüş geldi..yıllar önce geçerken uğrayıp kısa bir gezmiştik eşimle ama çok yıllar önce..tabi ki zamanın eli dokunmuş..yine de masum..sakin.. maalesef orada da bazı yerler restorasyona alınıp kapatılmış ve öylece kalmış..yine de sokaklarını dolaşmak, sahildeki büyük balıkçı gemilerini izlemek, insanlarıyla konuşmak güzeldi..artık öğleden sonra olmuş acıkmışım hadi kadınlar koop.un yerinde gözleme/çay ile mideyi susturayım dedim..kocaman patatesli kaşarlı gözleme yanında domates dilimleri ve tam yedi tane trilye zeytini :) ben zaten yedi zeytin yerim :))
orada yemeğimi yerken karşıdaki kahveciden o kadar güzel müzik geliyor, öyle zevkli bir playlist tam kıvamında bir ses dozunda, gölgelenmiş sokağa yayılıyor ki..dedim kahve mekanı belli oldu..adeta koşarak kahve içmeye o küçük sevimli güzel müzikli ve kahveli mekana geçtim..günün en uzun dinlenmesi bu ikisi oldu..onun dışında rahmetli tayfun talipoğlu gibi giderbey modunda yürü alalh yürü :))
( bak şimdi rahmet istedi adamcağız nerden aklıma geldi, eskiden çok izlerdim onun programını böyle ha babam yürürken hatırlıyorum nedense..çağrışım sen garip şeysin )
sonrası yeniden minibüs yolculuğu ile mudanya'ya geri dönmek ve akşam istanbul seferini sahilde dinlenme çayı içerek, küçük defterime biraz yazı yazarak beklemek...yine sabahki çay bahçesinde bu sefer günün yorgunluğunu demledim..insanlar, çocuklar, yerli yabancı, sahil o kadar hareketlenmiş..seyredecek o kadar çok şey var ki, durup bakabilsek.. olan vaktimi buna ayırmaktan hoşnuttum..fotoğraf makinem dolu, pili bitmiş, yedeği de bitmiş, ayacıklarımın hali de bitmiş eh gün de bitmiş :) geri dönüşler heyecan değil yorgunluk ve yük içeriyor galiba..
sorma dedim ama sorsan bu kadar anlatmazdım..anlatasım gelmiş demek ki..anlattığım dışardaki yol hali, bunun bir de içerde süren yankısı var..onu dinliyorum şu sıra..
belki onu da anlatırım ama sen sorma :)
Ah ne kadar güzel yapmışsınız, ben gitmişim gibi mutlu oldum, hayalimde canlandırdım rotaları. Trilye'yi gördüğümde 5 yaşımdaydım, halam orada hükümet tabibi idi, o kadar aklımda kalmış ki 2015 yılında kardeşimle Bursa-Mudanya-Trilye hattında yaptığımız gezide halamın evini şıp diye buldum Trilye'de, kardeşim inanmadı, orada oturan yaşlı bir kadına sordum, kadın halamı hatırladı ve evin o ev olduğunu teyit etti. Bu kadar da değişmemiş yani :) Çok sevgiler...
YanıtlaSilAaaa bizim oralar... keşke fotoğrafları da görebilseydik :)
YanıtlaSil