Kayıtlar

Kitap, hayat, yazmak

Resim
Hayatın anlamını sorduğumuz zamanlar vardır. Tüm heybeti, hayran bırakan kavranamayan büyüklüğü ile devran dönüyor. Kum tanesi bile büyük kalıyor orantısal bakışla bizim insan türü olarak boyutlarımız bu alemin heybetinin yanında . Zerre olmak nedir hissedemiyorsak bile tam da öyleyiz. Hayatın anlamı yani büyük soru olarak boyumu aşıyor biliyorum. Cevabını bulmak şöyle dursun içinde yüzerken elime değen her parçacığında ayrı acziyet ve zevk ve dahi hayret yaşatan bir umman ki nefesim kesiliyor. Bildiğim diğer bir şey bu büyük sorudan kendi ölçümde daha küçük ama yine derin soruya geçmek gerektiği. Anlamlı hayat ne ? Benim hayatımın anlamı ne? Her kişi buna kendi cevap verebilir. Hazır bir cevabı yok. Yani seçeneklerden birini işaretlemiyorsun. Kendin ellerinle kalbinle zihninle yaşamın her anı ile onu üretiyorsun. Bu cevaba giden yollar ve yürüyüş şekilleri de farklı ve çok çeşitli diye düşünüyorum. Soru sormak cevap vermenin\ bulmanın bir yolu mesela. Ayrı ve uzun bir ko...

Zamanı bir şişede saklasaydın...

https://www.youtube.com/watch?v=AnWWj6xOleY Bu şarkı bu sabahın kısmetiydi. Dinliyorum şu an şu cümleleri yazarken. 8 Ekim 2018 in güneşli güzel bir sonbahar günü..Etli nohut tüm kokusuyla evi doyururken, sadece süpürüldüğü ve düzeltildiği için temiz görünerek tamamlık duygusu veren salonun en güneşli, en yaprak yeşili köşesinden sütlü kahve eşliğinde hayata bilgisayar penceresinden şöyle bir bakarken... '' zamanı bir şişede saklayabilseydim eğer '' diyor ya ben o arada zamanı sanki benim mülkümdeymiş gibi bütün heveslerime, arzularıma,  gerekliliklere, yapılsa iyi olurlara,  ah ihtiyacım varlara,  keşkelere bölmeye çabalıyorum. Plan denilen organizasyon, iş akışı, zamanı etkin kullanım denilen ve daha neler denilen zaman torba değil ki büzesin. zaman yeli bir kitabın adıydı değil mi? Deniyoruz işte. Kısa denemeler halinde yazamasak da yaşamayı deneme halinde devam ettiriyoruz. Paragraf ya da cümle ya da kelime halinde yaşamaklar...yaşamaklardan bir yaşamak b...

Kendini nasıl bilirsin?

Resim
''Lütfen bir de üzerinizde görün'' derler görevliler, bilirsiniz giyim mağazalarında bir kıyafete şöyle uzaktan bakarken. Denemeden kendi üzerinizde ya da siz o kıyafetin içinde neler oluyor tatmadan bilemezsiniz değil mi? Haklıdırlar. Kaç defa şaşırarak çıkmışızdır kabinden 'aa hakkikatten askıda durduğu gibi durmuyor' Öyle bir mevsimin içindeyiz ki kelimeler takatsiz. Bir de kendini Ramazan ikliminde gör. Bir de kendini açlık, susuzluk halinde gör. Bir de kendini bir lokma ile sevinirken hem de tam anlamıyla safça temizce cocukca...Kendince.. Bir de kendine cemaatle secde ederken bak. Gece hayatını uyumayı uyanmayı belki hiç uyumadan zamanı yudum yudum hücrelerinden geçerken hisset. Bildiğinin tersi bir düzenle ye ve yeme. Bir de kendini hasta yanında tanı..O uzun yolculukda ya da sevmediğin akrabana sırf nefsine inat ziyaret yaparken. Bir de sınırlarını öfkenin seni şehvetle sardığı o anda kimsede olamayacağını sandığını o kuvvetle dururken tanı.  ...

Kokular ve kelimeler

Resim
Sabahları yürüdüğüm yolun kenarlarında ufak bahçeler var sayıca az olsa bile kalbime iyi gelen gözlere şifa veren. Hanımeli, filbahri, yeni açan güller kokularını taze taze saldıkça hangi kimya noktasına yahut hangi yaşama sevinci dolu notaya dokunuyor bilmem ama başka bir hal zuhur ediyor. Bir musiki başlıyor sadece senin kulağına gelen ve sadece senin sesinden, sende saklı kelimelerin eşlik edeceği sözleriyle. Ah ne çok şey kaybediyoruz göğü delenler arasında, üst üste, topraktan uzak yaşama gayretimizi bunca hırsla arttırarak. Diyorum ki kalbime batıyor bu göğü delenler ya rabbi,  kalbimle semanın bir bağı mı var?  Bir kütüphanenin sessizliğinde yazıya kaleme, kelama, kitaba teslim olmak iyi geliyor sonra. Şehrin gürültüsü, araba kornaları havalandırma için açılmış pencerelerden girmeye çalışıyor. Mayıs hıdırellez bereketini yağmurdan yana gösterdi. Griliğin sakin, serin, dingin rengi ile şehrimin bulutları teskin ediyor gözlerimi.  Kelimelerin k...

Niyet, eylem ve anlam

Resim
" Yatağımın karşısında bir pencere var. Odanın duvarları bomboş. Nasıl yaşadım on yıl bu evde? Bir gün duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden? Ben ne yaptım? Kimse de uyarmadı beni. İşte sonunda anlamsız biri oldum. İşte sonum geldi. Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım ."            Tutunamayanlar, Oğuz Atay Nisan lalezar idi. Gülzar vaktidir Mayıs.  Kalbini genişletmek, ruhunu hissetmek isteyen temaşa etmeli tabiatın sinesindeki ayetleri. Göğe bakmalı en çok. Denize, sonsuza, yeşile ,dağa, boşluğa, gece vakti semaya.  İlle de insana insanlara ,gözlere ,ellere işlere, seslere. Dış alemde seyretme, şahit olma talimini yapan iç alemine döndüğünde gizli lisana biraz daha aşikar olmuş hallerde devam edebilir seyrine. Yavaşlamaktan durmaktan çokca bahseder olduk . Ne eksikse o dile çok dolanır ya o minvalde. Bütün bu seyr ve şahit olma için lazım olan bir şey , o kesin de nasıl?...

Kendi baharın ile ilham olmak

Resim
Her insan değerlidir. Değerli olduğunu bazen unutur. Her insan değerli olduğunu görmek ister. Bir başka insanın üzerinde bıraktığı etkilerde ki bunlar iyi ve güzel izler olsun dileğiyle görülmek de ister. Döngüsel bir hayat yaşadığımızı unutup düz bir çizgi hatta mümmkünse kırığı eğrisi olmayan, istikrarlı, hep yukarı yönde ilerleyen bir hayat çizgimiz olsun isteriz çünkü budur doğru olan başarı budur öyle diyorlar değil mi? Oysa bahar gelir coşar, yükselir , varlığın başka türlü tezahür eder alemde. Mevsim değişir sen değişirsin. Kış kışlığını yapınca bahar anlamlı hatta verimli değil mi? Her bir mevsim ayrıca gerekli faydalı. O mevsimler bizim hayatımızda hatta bazen bir günümüzde yaşanıyor ki olağan olan bu. Yetiştirildiğimiz ortam bizim onca sene okumamızın bir iş sahibi olmak için, yüksek kariyerlere erişmek için olduğunu bunu yaparsan ancak başarılı olduğunu öğretiyor. Bugün milyonlarca kalb sahibi buna karşı çıkıyor farkedişi kuvvetlendiği için şükür. Okul hayatı devam...

Toprağını aramak

Resim
Uzun bir zaman sonra blog yazmak eski mahallende dolaşmak gibi. Buralar artık pek de coşkulu kalabalığın mekanı değil. Terk edilmiş eski sokaklar misali, hem tanıdıklık hem de yabancılığın iç içe geçmiş hali var. Kendimi o boş sokakta ellerim cebimde belki hava sonbahar ikindisi rengi ve kokusunda yalnızlığı ile kolkola yürüyen biri gibi hissediyorum. Belki bir köşeden tanıdık biri çıkar mı , çıksa mı, ah keşke hiç çıkmasa mı çelişkisi ile yeni bir yoldaş buraları mesken tutmuş mudur merakı ve dahi off boşver en iyisi şurda sakin sakin kendime konuşayım arzusu. İnsan sonuçta görünmek ister ama sanırım görünme miktar, zaman , mekan ve şeklini kendi iktidarında tutarak. Görünmenin göstermenin bu kadar yorucu yoğunluğunda bence hala muhtaçlığımızın giderek arttığı kelimelere bürünüp ortaya çıkmak büyük iş. İnsan hayatına ancak kelmeler ile soru sorup cevap alabiliyor. Kendime sorularım var hayata sorularım var. Geçtiğim yolların izi üzerimde yaşanmışlıklardan kalan her ne ise geriye...