Sevgili okur, üç-üç gününü kaçırmak istemedim ancak son dakikalarında oturabildim klavyenin başına, muhtemelen dört-üç tarihi ile bitiş yapacak yazı..geçitten geçeceğiz ve zaman değişecek :) geleceğe doğru yol alıyoruz tam şu anda seninle birlikte ama farkında değiliz..neyse zevzeklik etmeyi bir kenara bırakırsak ki sanmıyorum bırakamayacağım, leblebi tozum ve çayımla masa başına geldim, ağzımdaki tozu etrafa tozutmadan kızımın sorusuna cevap verdim ( tarif edemem ama yaptım inan :)) müziğimi açtım ve başladım sana yazmaya gecenin sonuna doğru adım adım yürürken.. malumundur ki bugün dolunay ve ay tutulması..akan bulutlar ve sisli gök izin verdiği kadar arada gördüm ay yüzünü semanın incisinin..ah şimdi yaz olsaydı, şöyle açık bir yaz gecesi tadını çıkara çıkara izleseydim haşmetli gök sahnesini..onun da vakti gelir elbet, bak ay değişti, mevsim değişim tomurcuklarını çatlatıyor gözümüzün önünde her köşe başında..hayır dışarda olanlardan bahsetmeyeceğiz, burası unutma çadırı ya da sade...
Sondan başlayalım..dün akşam nihayet hamnet filmini izlemeye sevgili arkadaşım melike ile ckm'ye gittik..21.30 seansı olması ve belki indirimli gün olması bilmiyorum asıl nedenini ama salon neredeyse tamamen doluydu..film güzeldi evet ama sirat (2025) izledikten sonra ilk sıraya yükselemedi..( sırat çooook ilginç bir deneyim ve daha sarsıcı ) hamnet (aslında diğer bahsettiğim de öyle) bence sinemada izlenmesi gereken bir film çünkü tabiat da başrolde..kitabını çok etkilenerek okuduğum film yeterince geçmedi ve bunun sebebini tam olarak bulamıyorum..evet ağladım evet yas ve kayıp acıtıyor evet oyunculuklar bence iyiydi ama sanki kitabın odaklandığı noktada değildi kamera..bilemiyorum..yine de keyifli bir akşam yaşadık bu vesileyle :) gelelim bir önceki yazıdaki yorumlarda sevgili Neslihan'ın yazısına işaret ederek ona paralel bir şey paylaşmak istiyorum dediğim konuya.. bu pazartesi yaşadığım beni çok şaşırtan yoran üzen kötücül duygulara gark eden velhasıl mübarek ayda nere...
sevgili otuz yaşım, ardında bıraktığın günlere senin bulunduğun noktadan bakınca bu kadar yorgun olmanı inan ki şimdi daha iyi anlıyorum..iki binli yıllara yapılan nedense coşkulu geçişi -ki o gece istiklal caddesinin kalabalığında hissettiğin boğulma duygusunu da anımsıyarak- hiç anlamamıştın..bir umuttu yaşatan insanı ve elimize bulduğumuz her sazı alıyor doksanlardan çıkıp yürüdüğümüz zaman yolunun çok daha aydınlığa olacağına belki de gerçekten inanıyorduk ya da toplu bir hayal mi demeli..çok şey değişti tabi o günlerden bugüne ama biz seninle kendi kişisel tarihimizde yürüyelim bırak dünya kendi başına dönsün. işin değişti önce daha ilk yılında iki binin, sonra evlendin, adresin, soyadın, düşlerin, dertlerin, çevren..evlenmeli miydin gerçekten bu soru evlendikten ve hatta anne olduktan sonra epey dolaştı içinde..sana göre olanı sana göre olmayanı senin kim olduğunu...sorulardan yorulmuştun, yaşadıklarından da..sayfa değişti temiz ve yeni bir sayfa açıldı..alt sayfanın mürekkep izl...
selam olsun tenhaları görebilene
YanıtlaSil